Zulüm İlelebet Payidar Olamadı
28 Şubat, 20 yıla yakın süregelen bir süreçten ibaret bir zaman diliminin adıdır.
O dönemleri hatırlayın;
Cumhurbaşkanları başkanlığında;
Başbakan,
Milli Savunma Bakanı,
Genel Kurmay Başkanı,
Kara Kuvvetleri Komutanı,
Deniz Kuvvetleri Komutanı,
Hava Kuvvetleri Komutanı,
Jandarma Genel Komutanı,
Gören savaş konseyi sanırdı.
Ve tamamı 18 kişiden oluşan Y.A.Ş Kurum üyeleri
Çakmak salonunda bir araya gelirlerdi...
Niye?
Van Çaldıran Hudut Taburundan muhabare Astsubay Hasan DİNİBÜTÜN ile,
Birinci Ordu Selimiye kışlasından Piyade Yüzbaşı Alaaddin AHLAKIGÜZEL ve Gölcük Donanmasından deniz Üsteğmen Ekrem Yurtseveri ve daha yüze yakın buna benzer isimlerin T.S.K dan ilişiklerini kesmek için...!
Haydaa...
Vallahi şaka değil, 2010 yılına kadar bu böyle sürüp gitti!
Siz; Hadi oradan!
Olur mu oradan...! Diye durun,
Çark böyle dönüyordu.
Mazide Destanlar yazan Orduyu-hümayun'un, Zabitan-ı kebir heyeti
ve Kumandan-ı Azamının, yıllar boyu uğraşları bu idi.
Askeri mahkemeler,
Askeri savcılar,
Askeri hakimler
Askeri yargıtaylar,
Askeri idare mahkemeler,
Askeri cezaevleri... vardı ama,
Y.A.Ş kurumu, bu nev'i dindar vatanperver arkadaşları hikmetinden sual edilemediği için oraya göndermiyorlar defterlerini kendileri dürüyorlardı!
Niye sini, hiç kimse hatta Başbakan'da soramıyordu.
Saçlarını yolmak, masaya yumruğunu vurmak yerine,
en fazla idareten 'şerh' koyuyorlardı.
Ve böylelikle Hasan DİNİBÜTÜN, Ekrem Yurtsever’ler ile Alaaddin AHLAKIGÜZEL ve benzerleri, Peygamber ocağından hızla ve kolaylıkla derdest ediliyorlardı.
Besleme basın, postal yalayıcı kartel medyası da onları vatan haini olarak lanse ediyorlardı.
O yılların tv lerinde Sözde Efsaneleştirilen! Albay Erdal Sarızeybek’i bir akşam tv de seyrettiğimde, ona bu tasfiyelerle ilgili sorular soruluyordu,
'Allah şahidim olsun' ben hiç rast gelmedim diyordu! Breh breh breh.
(.........!)
Oysa, ihraç edilen 1632 Kahraman, Şerefli ve işlerinde başarılı yaşzede Subay ve Astsubay, onun bakar körlüğünden mütevellit şahit olamadığı vaka'nın yaşayan canlı tanıklarıydı.
Sözde bu Efsane! Albay’a, hangi ülkenin albayı olduğunu Allah şahidim olsun sormak isterdim.
Nereden, nerelere geldik.
Ne halden, ne hallere geçtik.
Şimdi bu çok kötü günleri, adeta bir zulüm devrini, güzel çağdaş demokratik medeni günlere dönüştürüp bizlere yani bu millete bahşeden en büyüğünden en küçüğüne kadar bu kahraman siyasilere ve bu güzel kadroya ve liderine nasıl minnet borçlu değiliz, diyebiliriz.
Ülkenin Başbakanının eşi, GATA askeri hastanesinde yatan sanatçı Nejat Uygur’u ziyaret etmek için hastaneye gittiğinde başörtü yasağından dolayı içeri alınmamıştır arkadaşım, bu alçak devri tanımak için sadece bu örnek tek başına yeterli değil mi? Allah aşkına.
Kahrolsun 28 Şubat zihniyeti, Kahrolsun 28 Şubat darbesi, Kahrolsun 28 Şubatçılar. Yaşasın demokrasi, yaşasın Türkiye Cumhuriyeti. Yaşasın zalimlerin dişlerini söken yiğitler.
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.