Uzun zamandır yoğunluğumdan dolayı internete girmiyorum; girsem bile fazla durmuyordum. Geçtiğimiz günlerde özellikle sosyal paylaşım sitelerinde bir T.C. hastalığı furyası başlamış şaştım kaldım. Anlam veremedim. Biraz araştırınca işin rengi ortaya çıktı.
T.C. falan kaldırılmamış bir bürokratın yaptığı sözüm ona işgüzarlık, tüm Türkiye’nin her yanını sarmış ve ciddi bir kamuoyu oluşturmuş. Tabi ki bu duruma sebep olanlarda hatalıklar. Böyle hassas dönemlerde bu basit hatalar yapılmamalı. Yıllardır iktidar da olan bir parti ve onun kadrolarına yakışmıyor. Zaten insanlar diken üzerinde. Gergin bir ortam var. Kamuoyunun sinir uçları ile oynanmamalı, eskisinden daha de itidalli olunmalıdır.
Bir de işin diğer bir boyutu var ki: bu dillere destan olacak nitelikte… Her fırsatta toplumu harekete geçirmek için sosyal medyayı iyi kullanan gruplar bu olayı da ciddi anlamda provoke etmişlerdir. Etmekten de çekinmemişler. Çünkü bu güruhun işleri bu… Bir bardak suda fırtına koparmak, öküzün altında buzağı aramak… Geçmişten beri gelen alışkanlıkları kendilerini bir türlü bu suizandan kurtaramıyorlar.
Şöyle bir geçmişe gidelim, bu güruhun sabıkalarına bir bakalım…
1. Okullarda istiklal marşı kalkıyor dediler ben bile her hafta düzenli olarak iki kere söylememe rağmen neredeyse inandım… Sonuç mu yalan…
2. Okul kitaplarının içinden Atatürk resmi ve istiklal Marşı ve Türk bayrağı kaldırılmış dendi… İnandım hemen kitapları aldım inceledim koca bir yalan…
3.İnkılâp Tarihi dersleri kalkmış denildi o da fos çıktı.
4.TRT Alt yazısı ile bilgisayar ortamında oynandı sosyal medyaya sürüldü. İçlerinde milletvekillerinin de olduğu birçok kişi bu oyuna geldi.
Bu örnekleri uzatabiliriz. Ancak bunun anlamı yok. Ülke olarak çok kritik bir eşikten geçtiğimiz bu günlerde birileri belli grupları provoke ederek bu ince süreci baltalama ve akamete uğratma sevdası içindeler. Sorduğunda çözüm namına iki kelam edemeyecek bu zatı muhteremler her şeyi her oluşumu pervasızca eleştirmekten geri durmamaktalar.
Sonuç mu dilerim bu süreç nihayete erer. Karşılıklı itidalle çözüme kavuşur. Kem niyetlilerin, niyetleri kursaklarında kalır. Ellerini ovuşturanlar başarılı olamazlar. Sözlerimi Cahit Sıtkı Tarancı’nın şu ölümsüz mısraları ile sonlandırmak isterim.
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun