ŞÜKRETMEYİ UNUTAN İNSAN
93 yaşındaki bir adam, tedavi gördüğü hastaneden taburcu edilirken eline verilen faturada solunum cihazı kullanım bedeli yazdığını okuyunca ağlamaya başlar. Doktoru, faturayı ödeyemeyeceğini sanır. Oysa yaşlı adamın gözyaşları parayla ilgili değildir.
“Ben 93 yıldır Allah’ın havasını soluyorum ve bunun için bir gün bile teşekkür etmedim.” Der.
İnsan, bazen böylesi basit ama sarsıcı cümlelerle silkeleniyor.
Sâdî-i Şîrâzî’nin şu meşhur sözü bu noktada daha da özel bir anlam ifade ediyor:
“İnsanın her nefesinde iki şükür borcu vardır; biri nefesi alırken, diğeri nefesi verirken.”
Biz ise nefes alıp vermeyi o kadar sıradanlaştırmışız ki, yokluğunu çekmeden kıymetini fark edemiyoruz. Ta ki bir hastane odasında, bir oksijen tüpüne muhtaç kalana kadar… Ya da COVID günlerinde, nefes almak için çırpınan insanları görene kadar.
İnsan yüce Allah’ın verdiği bunca nimete karşı nankör olmamalı. Nimetlerin şükrünü unutmamalı.
Şükür, sadece dil ile söylenen bir söz değildir. Şükür; fark etmektir, idrak etmektir, minnet duymaktır. Verilen nimetlere az çok demeden misliyle mukabele etmektir. Hz. Peygamber’in uyarısı bu yüzden çok anlamlıdır:
“Az olana şükretmeyen, çoğa da şükretmez.”
Bugün en büyük problemimiz tam da burada başlıyor.
İnsanoğlu maalesef eleştirmede cömert, takdirde cimridir. Bir hata gördüğümüzde acımasızca konuşur, ama pek çok güzelliği görmezden geliriz. Bu tutum, sadece insanlar arası ilişkilerde değil, Allah’la olan bağımızda da kendini gösteriyor.
Başarıyı hep kendimizden bilir, nimeti hak ettiğimizi düşünürüz. “Ben yaptım”, “Ben ettim”deriz, “Allah nasip etti” demeyi unutuyoruz. Kur’an’ın Karun örneği bu yüzden hâlâ güncel:
“Bu bana bilgim sayesinde verildi.”
Asıl olan her nimetin şükrünü kendi cinsinden ona muhtaç olanlara vermektir. Şükür, sadece dil ile; “Ya Rabbi, Sana şükürler olsun!” deyip geçivermekten ibaret değildir. Hak dostlarının tarifiyle şükür;
“Bütün nimetlerin Allah’tan olduğunu bilip, O’nu hamd ile tesbîh etmek, minnet ve şükran duygularıyla zikretmektir.”
Şükür;
“Yüce Allah’ın lütfettiği nimetleri, günah ve isyana sermaye etmemek, bilâkis o nimetleri Cenabı Hakk’ın ranzası doğrultusunda kullanmaktır.”
Meselâ vücudumuzdaki her bir uzuv için, ayrı bir şükür gerekiyor. Bişr-i Hâfî Hazretleri bu şükürlerin nasıl yapılacağını şöyle açıklıyor;
“Organları içinde yalnız dili ile şükreden kimsenin şükrü az olur. Çünkü gözün şükrü, bir hayır gördüğü zaman ondan hikmet devşirmek ve tefekkürü artırmaktır. Şer gördüğü zaman da ondan ateşten kaçar gibi kaçmaktır.
Kulağın şükrü, bir hayır söz işittiği zaman ondan ders almak, şer işitirse onu unutmaktır.
Ellerin şükrü, onlarla hakkı olandan başkasını tutmamaktır.
Midenin şükrü, helâl ile gıdalanmaktır.
Ayakların şükrü şer yollara girmemektir.
Kim böyle yaparsa hakikaten şükredenlerden olur.”
İslâm ve iman nimetinin şükrü nasıl olacak?
İslâm ve imanı aşkla yaşayıp tutum ve davranışlarımız ve sözlerimizle onları tebliğ ve temsil etmektir.
Allah Teâlâ’nın imandan sonra insanoğluna belki de en büyük hediyesi, akıl nimetidir. Peki bu nimetin şükrü nasıl olacak?
Bütün nimetler gibi akıl da iki yüzlü bıçak gibidir; hayra da kullanılabilir, şerre de.
Aklımızı, Kur’ân ve Sünnet’in rehberliği altında kullanacağız ki hem dünyada faydasını görelim hem de ahirette bunun huzur ve saadetini yaşayalım.
İnsanın görmesi, duyması, nefes alması, hatta kalbinin atması bile kendi kontrolünde değildir. Bir anlığına biri veya ikisi kesintiye uğrasa, bütün dünya başımıza yıkılır.
Bir diğer mesele de çağımız insanının doyumsuzluğudur.
Reklamlar, sosyal medya, başkalarının hayatları… Sürekli daha fazlasını istiyoruz. Sahip olduklarımız değil, sahip olamadıklarımız gündemimizde. Bu da insanı huzursuz, mutsuz ve nankör ediyor.
Hâlbuki hayat, düz bir çizgi değil. İnişler de var, çıkışlar da. Sıkıntılar da imtihanın bir parçası. Sabır da şükrün başka bir yüzü. Kur’an’ın ifadesiyle:
“Sabredenleri müjdele.”
Şükür; sağlığı hayırda kullanmaktır, malı paylaşmaktır, bilgiyi saklamamaktır. Nimeti yerli yerinde kullanmaktır. Sadece “Elhamdülillah” demek değil, hayatı o bilinçle yaşamaktır.
Bugün asıl sorunumuz şu:
Sahip olduklarımızın minnettarlığını değil, sahip olamadıklarımızın memnuniyetsizliğini büyütüyoruz.
Oysa ilahi ölçü çok net:
“Şükrederseniz artırırım, nankörlük ederseniz eksiltirim.”
Hüdâyî Hazretleri nankörleri şöyle uyarmış;
Şeklin inşan eyledi,
Ehl-i iman eyledi,
Bunca ihsan eyledi,
İhsanı bilmek gerek…
Belki de her sabah uyanınca kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor:
Dün hangi nimet için gerçekten şükrettim?
Çünkü nefes, hâlâ bedava…
Fahri SAĞLIK
Emekli Müftü
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.