Tarih: 18.03.2013 17:51 Güncelleme: 18.03.2013 17:51

M.Mustafa Karayün

 Bu günle ilgili herkes birşeyler söyledi herkes birşeyler yazdı, çok sözler söylendi çok övgüler yağdırıldı. Şüphesiz bana göre Çanakkale destanını en iyi anlatan Akif'ten sonra Vehbi Vakkasoğludur. Bir Destandır Çanakkale ve Çanakkale'de Şahlananlar isimli iki araştırma kitabını okudum. Bizzat Çanakkale gazilerinin anlatımlarını paylaşıyor okuyucuyla. Mesela kızından dinliyorsunuz Seyit Onbaşıyı. Hiç anlatmazmış o koca mermiyi nasıl sırtladığını ve koca gemiyi tek başına nasıl batırdığını. Soranlara kızarmış hatta 'insan kendi yaptığını satar mı?' dermiş.


  Allah rızası için yapılanı satmazmış yani. Bir diğer anektot ise belki bir çoğunuz bilir, koca mermiyi sırtlayıp düşmanın ölüm saçan gemisini batırınca kumandanı alnından öpmüş 'ne dilersin evladım bizden' demiş. Koca seyit'in isteği ise yürekler burkar cinsten 'istikak'da bir ekmek veriyorlar karnım doymuyor' bu diyalog üzerine iki ekmeğe çıkar Koca Seyit'in istikakı, üç gün sonra ise tekmili çakar kumandana 'arkadaşlarım bir ekmek yerken benim gönlüm razı gelmez iki ekmek yemeye benim istikakımı tek ekmeğe düşür kumandanım' Koca cüsseli, pamuk kalpli, demir bilekli adam memleketinde odunculuk ve hamallık yaparak geçinmeye çalışırken yakalandığı zatüre hastalığına kötü beslenme sonucu yenik düşen Kocaman Seyit ruhun şad olsun.

  Bir diğer gazi çetin geçen bir çatışma sonucu yaralanarak İstanbul'a hastaneye getiriliyor annesinin nasıl haberi oldu ise hemen istanbul'a geliyor. Anne yüreği oğlunu hastanede görünce hop ediyor ama yarasını açıp bakınca çıkışıyor kınalı kuzusuna 'bukadarcık yara için mi geldin Çanakkale'den İstanbul'a' okadar hiddetleniyor ki hasta yatağında yatan oğlunun üzerine yürüyor 'ben seni, beni şehit anası et diye gönderdim' olayı gören doktorlar hemen müdehale ediyorlar ' ne yapıyorsun ana bu yara bir aydan önce iyileşmez' dururmu vatan perver ana 'bir ayını falan bilmem iyileşir iyileşmez yeniden gidecek Çanakkale'ye'


22 gündür aralıksız cephede çarpışan bölüğün dinlenmek üzere diğer bölük ile yer değiştiği sırada ateş açan düşman gemilerinin top atışlarıyla allak bullan olan siperlerde Kardeşi Fatih'i kaybeden Halil Çavuş koştura koştura kardeşini ararken Şehit olduğunu görür. Halil çavuş 22 gündür cephededir ve ayakta duracak takati yoktur. Komutanına tekmil verir 'kardeşimin intikamını almadan ben bu cepheden ayrılmam kumandanım' der. Tüm ısrarlara rağmen cepheden çekilmez Halil Çavuş  'ben' der 'kardeşimin kanı kurumadan intikamını alacağım'. Kahramanca çarpışır Halil Çavuş cephede onlarca anzak askeri telef eder. Bir müddet sonra otomatik tüfek verilir Halil Çavuş'a ve bir defasında 500 düşman askerini telef etmeyi başarır. Koca makinalı tüfekle ceylan gibi seker oradan oraya. Bir 250 mermilik şeriti bitirdin mi hemen mevzi değiştirir, düşman ilk ateş açılan bölgeyi mermi yağmuruna tutarken Halil çavuş yine gafil avlar düşmanı. Ruhu Şad olsun.

Kimi anlatmalı ki daha düşmanın koca bir tümen olduğunu sandığı 9. bölüğü mü yoksa gencecik yaşlarında memleket olmazsa tahsili ne yapalım diyerek cepheye koşan kocaman yürekleri mi?

Yoksa şehit düşen kardeşi Asteğmen Ahmet Tevfik'e

Okadar yandı mı bağrın ey çocuk?

Ecelin sunduğu şarabı içtin.

Sırayı, saygıyı unuttun ne çabuk

Sebep ne ağandan ileri gittin?

diyerek şiir ile kendisinden önce şehadet şerbeti içen kardeşine sitem eden  İdris Sabih'i mi anlatsam.

 

Başlığı merak edecek olursanız Çanakkale Arslanlarının yediği yemeğin adıdır.


TÜM YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.