KAHVENİN HATIRI...
Hatır anlayışlarımız değişti.
Kahveyle sınırlanan ve özdeşleşen bir hatır kalmadı kimsede.
Eskiden hatırım için, diye bir deyim vardı. Yemin gibi bir şeydi.
Hatırım için denildiği zaman, mutlaka kırmama adına yapılırdı istenilen.
Artık ne hatır var, ne gönül.
Kırmak zaten günlük bir durum. Rutin.
Kırdım mı kaygısı da taşımıyor kimse kimseyi.
Kırdım mı seni deme tenezzülünde de bulunmuyor.
Özür dilemek. O da ne.
Özür dilemeyen insan, gururlu insan konumuna geçiyor hatta.
Yani gün geçtikçe anlamını yitiren değerlerimiz türüyor da türüyor.
‘Bir fincan kahvenin kırk yıl hatırı vardır’ deyişi de yavaş yavaş mazide bırakıyor kendini.
Oysa ki ne güzel beyaz beyaz çiçekler açar kahve ağacı.
Mis gibi kokar.
Sonra meyvesini verir.
Kışın bile dökmez yapraklarını adının hatırına.
Uzun yıllar yaşar.
Soğuğa dayanamaz sadece.
O yüzdendir kahvenin hatırı, gönlü sıcak insanlarda anlam bulur.
O yüzdendir içi soğuk, katı kişiler kahveden bir şey anlamaz.
Hani bir hadis vardır;
Arı su içer bal akıtır,
Yılan su içer zehir akıtır.
Ne içtiğimizden çok,
İçimizde ne taşıdığımız önemli belki de, kim bilir …