Onur ERDOĞAN
FARELER SUDA BOĞULDU
Cumhuriyetin ilan edildiği ilk gününden beri çağdaşlaşmak için mücadele veren bir milletiz.
İçimizde hiçbir zaman Cumhuriyete inanmayan ve zarar vermek için dış mihraplardan daha
fazla uğraşan Türkiye’yi Arap yarımadasının kültürüne ve Orta çağ ölçeklerine, tarzına
mahkûm edip ve şekillendirmeye çalışan bir sistem var. Bu sistemin adı İslamiyet kisvesi
altına sığınmış olan tarikatlardır.
Maalesef ki tekke ve zaviyelerin 30 Kasım 1925’ten beri yasak olmasına rağmen durmadan
ve usanmadan tüm yasalara aykırı olduğunu bile bile tüm bölücülük ve yağmacılık
faaliyetlerine devam ederken, Türkiye Cumhuriyeti’nin temel değerleri ile savaşmayı kendine
hak gören bu oluşumlar artık Türk siyasetine yön veren, kamu kurumlarında kadrolaşan ve
hatta kendine yakın gördüğü terör örgütleriyle birlikte hareket edecek kadar güçlü ve zengin
hale gelmiştir. Öyle ki şu anki siyasi kavgaların sonuçlarına kol kola girdikleri partiyi dış
güçlerinde desteği ile kendi ideolojilerine alet ederek Türkiye’nin en güçlü gayri resmi
kuruluşlarına dönüştüler.
Özellikle Sünni toplumu sarıp sarmalamış tarikat zihniyetine neden ihtiyaç duyulduğunu ve
ne gibi duygularla müritlerini beslediğini anlatmak için bunun gibi en az on makale yazmam
gerekiyor.
Diğer taraftan Diyanet İşleri Başkanlığının bu tarikatlar karşısında net bir duruş
sergileyememesi ve hatta iç içe geçmiş bir halde hareket ediyor olmasıysa daha çok uzun bir
süre bu sorunun sümen altında kalmasına neden oluyor.
Yüzlerce değişik sivil toplum kuruluşu ve dernek adı altında devlet eli ile desteklenen bu
oluşumlar faaliyetlerine hiç durmadan devam ederken Cumhuriyet düşmanlığı, anti
Kemalizm, bilgi ve modernleşmeye karşı duruş sergileyerek çocuk yaşta ele geçirdikleri
müritlerini gerektiğinde kendi amaçları uğruna harcanabilecek birer militan haline getirmekle
kalmayarak ülke değerlerini yerle bir edip bir de üzerine ilerlememizi sekteye
uğratmaktadırlar.
Hadi işin siyasi ve bürokratik kısmını adli makamlara bırakalım ama diğer tarafta
insanlığımızdan utandıran yüzlerce habere nasıl kulak asmadan duracağız onu
anlayamadım.
Defalarca resmi olarak ispatlanmış taciz ve tecavüz olaylarının önlenemeyen rezaletlerine
devam ediyorlar.
Ilımlı İslam kisvesi altında sempatik gösterilen bu tarikatların ve sözde liderlerinin
önlenemeyen sapıklık, azgınlık ve tecavüzleri kendilerine emanet edilmiş sabi sübyanları
kullanmalarına nedense deve kuşu gibi kafasını kuma gömen, duymazdan, görmezden
gelen, bırakın haber yapmayı tek satır bile yazı yazmayan yayın kuruluşları, adli makamları
ve tüm ilgili kurumların yetkilileri bilesiniz ki milletin nazarında tarikat liderleri kadar
suçlusunuz.
Benim tek dileğim, insanı insan olduğu için utandıran sapkınlık suçlarının amasız, lakinsiz ve
indirimsiz cezaların verilmesiyle öbür dünyaya kalmadan burada hak ettikleri en ağır cezayı
almaları belki toplum vicdanını rahatlatmasıdır.
Bir soru da tarikatlara inanan ve onlara mürit olarak destek veren İslamcılara sormak
istiyorum. İnandığımız ve ilke edindiğimiz Kuran-ı Kerim’ de de belirtildiği gibi “Allah’la kul
arasında aracı olmaz” ayete rağmen iğrenç emelleri için dini duygularımızı suiistimal eden,
sapkınlıkları için kız erkek ayırt etmeden emellerine alet eden, kendi ideolojileri için ülkemizin
siyasetçilerini yönlendiren, ekonomik güçleri uğruna dinlerini şirketleştiren tarikatların kapısını
neden hala aşındırmaya devam ediyorsunuz?
Unutmayın ki çocukken okuduğumuz “Fareli Köyün Kavalcısı” nda büyülenmiş gibi kavalcıyı
takip eden fareler vardı ya, işte o kavalcı en sonunda peşindeki tüm fareleri suya götürüp
boğmuştu. Yani son belli, süre belirsiz.
Bu pisliğin içine girmiş ama hala tehlikenin farkında olmayan tarikatçılara sormak istiyorum;
sonunda zarar göreceğini bile bile, körü körüne savunduğun tarikatından sıyrılmak için o
manşetlere çıkan illa senin evladın mı olmalıydı?
Onur ERDOĞAN



