Tarih: 31.01.2026 14:23 Güncelleme: 31.01.2026 14:23

Mustafa KAPLAN

Etrâk-ı Bî-İdrâk Meselesi Üzerine

Osmanlı tarihinin sayfalarını karıştırdığımızda karşımıza çıkan en incitici ifadelerden biri hiç şüphesiz etrâk-ı bî-idrâk tabiridir. Yani Türkçesiyle söylemek gerekirse idraksiz Türkler. Bu ağır söz ne bir tesadüf ne de halkın kendi kendine uydurduğu bir yakıştırmadır. Maalesef bu ifade Osmanlı döneminde saray çevrelerinde ve kendisini halktan üstün gören yüksek zümrelerde kök salmış bir zihniyetin dile yansımasıdır. Anlamı gayet açık ve bir o kadar da acıdır: Kendini bilmez, anlayışsız Türkler.

Bildiğiniz gibi Osmanlı sadece bir Türk devleti değildi. Üç kıtaya yayılmış çok uluslu ve çok katmanlı koca bir imparatorluktu. Fakat bu geniş coğrafya içinde imparatorluğu asıl kuran ve ayakta tutan Türk milletinin zamanla nasıl geri plana itildiğini, hatta bazı dönemlerde nasıl hor görüldüğünü görmezden gelemeyiz. Şeyhülislamlardan divan şairlerine, saraydaki bürokratlardan devşirme devlet adamlarına kadar geniş bir kesim ne yazık ki Türk halkını yöneten ama ona gönül bağıyla değil mesafeyle bakan bir anlayışı benimsemiştir.

Tarihimizin bu sancılı dönemlerinde Kuyucu Murad Paşa gibi isimlerin Anadolu topraklarında yürüttüğü o sert ve acımasız politikalar bu bakış açısının en kanlı örneğidir. Yaşlı, genç, kadın veya erkek demeden yapılan bu kıyımlar sadece bir isyanı bastırmak değil, aslında devletin merkezi ile kendi öz halkı arasındaki bağın ne kadar koptuğunun acı bir kanıtıdır. Geçmişte Türklerle savaş meydanlarında baş edemeyen Batı dünyası Osmanlı devrinde daha farklı yollar denemiştir. Saray içindeki dengeler, harem oyunları ve yapılan evlilikler üzerinden koca imparatorluk içten içe zayıflatılmıştır. Elbette bu çöküşü tek bir sebebe bağlayamayız ancak Birinci Dünya Savaşı’nda yaşadığımız o büyük yıkım yıllar boyunca biriken bu hataların kaçınılmaz bir sonucudur.

Hal böyleyken devletin en zor zamanında tarih sahnesine çıkan Mustafa Kemal Atatürk’e suç yüklemeye kalkmak tarih bilincinden yoksun olmak demektir. Aksine Türk adını yeniden bir onur, şeref ve kimlik meselesi haline getiren asıl lider Atatürk’ün ta kendisidir. Türk kelimesini bir aşağılama sıfatı olmaktan çıkarıp bir milletin ortak gururu yapan irade ancak Cumhuriyet ile hayat bulmuştur. Gazi’nin muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur sözü asla bir ırkçılık değil; yıkılmış bir milletin özgüvenini, özsaygısını ve tarih bilincini yeniden kazanması için yapılan büyük bir çağrıdır.

Bugün bize düşen ne Osmanlı’yı her şeyiyle kusursuz görüp yüceltmek ne de Cumhuriyet’i anlamadan savunmaktır. Yapmamız gereken tek şey geçmişten ibret almaktır. Mazisini doğru analiz edenler geleceğini de o kadar sağlam kurarlar. Hamasetle, boş sözlerle avunmak yerine hakikatlerle yüzleşmeli ve tarihin hatalarından ders çıkarmalıyız. Ancak bu şekilde geleceğe güvenle bakabiliriz.

Yazar: Mustafa Kaplan

ANAHTAR KELİMELER

Etrâk-ı bî-idrâk ne demek, Osmanlıda Türkler neden hor görüldü, Kuyucu Murad Paşa kimdir, Atatürkün Türk kimliği üzerindeki etkisi nedir, Türk adı ne zaman onur kazandı, Mustafa Kaplan yazıları, Osmanlı ve Cumhuriyet arasındaki farklar nelerdir, Tarih bilinci nasıl kazanılır, Anadolu insanı Osmanlıda nasıl görüldü, Türk milletinin asli unsuru nedir,


TÜM YAZARLAR

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.