En İyi Dostum Rakibimdir
Avrupa Birliğine üye olamadık ama tüm mukayeselerimiz ve hedef kriterlerimiz bu birliğin verilerine dayanmaktadır. Avrupa kıtasında bulunan ülkeler arasında en genç nüfusa sahibiz. Ülkemizin toplam nüfusunun yüzde 16 ‘sının yaş ortalaması 15-24 yaştır. En iyi karşılaştırma ile Avrupa ortalamasından iki kat daha genciz. Bu sebepten dolayı Dünya ‘da yükselen gıda trendleri ve teknolojik gelişmeler çok yakından takip edilmektedir.
Bu veriler hem Dünya‘daki üreticilerinin hem de Avrupa‘daki küresel üreticilerin dikkatini çekmiştir. Nüfus dışında geriden gelerek dikkat çeken bir oranda hızla artan kişi başı milli gelirlerin artışı da bu duruma paralel olarak global firmaların ülkemize yatırım yapmasına, fabrikalar açmasına ya da ülkemizde satış ofisleri açarak direk gelmesine sebep olmuştur.
Yabancı sermayeli şirketlerin gelişleriyle beraber yüksek kalite ve standartta üretilmiş ürünler de yerel pazarımıza girmiştir. Bu süreç doğal olarak tüketicilerin beklentilerini yükseltmenin yanında, üretim standartlarını da yükseltmiştir.
Her ne kadar satın alma alışkanlıklarımızın en baskın noktası fiyat olmaya devam etse bile firmalar arasındaki rekabet, fiyat odağından çıkıp, kalite ve gıda güvenliğinin etrafında şekillenmeye başlamıştır.
Piyasa koşullarında art arda meydana gelen gelişmelere paralel olarak yerel üreticiler yeni küresel rakiplerine ayak uydurmak için standartlarını yükseltmiş, uluslararası üretim belgelerini tamamlayarak bu yeni rekabete ayak uydurmak zorunda kalmışlardır.
Gelişmeler ilk etapta sadece tüketicilere yaramış gibi görünse bile, bu rekabet aslında iç pazarda küçülen yerel üreticilerde yarattığı piyasa baskısı sonunda dış pazarlara açılma yolunu sağlamıştır. Bir firmanın iç pazar yanında dış pazara da mal satabiliyor olması, en kısa özetle ileride karşılaşacağı pazar dalgalanmalarında dengede kalmasına yardımcı olacaktır.
Ülke ekonomisi açısından bakacak olursak, küresel markalar iç pazardaki pastadan pay almış olsalar da yerel markalarımız da Dünya standartlarına ulaştırdıkları üretimleriyle dış pazarlara açılıp ihracat yapabilmekte ve ülkemize büyük oranda döviz girdisi sağlayarak, dış ticaret açığının kapanmasında çok büyük öneme sahip olmaktadır.
Teknolojinin çok hızlı gelişim göstermesi ve lojistik sektörünün artık ulaşılmayan nokta bırakmaması sayesinde tüm Dünyada mevcut fiziki sınırların ortadan kalkması, yeni ticaret kanallarında gelişimini tamamlamış yerli üreticilerimize ihracat için yeni ve daha büyük fırsatlar yaratmıştır.
Üretim bandında her zaman en yüksek kapasitede üretim yapmak avantajlıdır. Daha fazla hammadde alımı girdi fiyatlarını düşürürken, bu sayede daha ucuz ve kaliteli üretim yapan firmalar piyasada daha rekabetçi olabilmektedir.
Değişen ve gelişen rekabet sonrasında ekonomimiz küreselleşmiş, marka değeri yüksek ve gelişimlere hızlı reaksiyon verebilir hale gelmiştir.
Yerel firmalarımızın dış pazarda uyguladıkları pazarlama stratejilerine de bir parantez açmadan geçmek istemiyorum. Farklı kültürlere ve tüketim alışkanlıklarına uygun reklamlar hazırlayan, girdiği pazardaki iletişim araçlarının hepsini eksiksiz kullanabilen ama sonunda ana mesajı tüm tüketici kitlelerine ulaştırabilen kendi kulvarında başarılı olmuş küreselleşmiş şirketlerimizin pazarlama departmanlarını gösterdikleri başarıdan dolayı ayakta alkışlamak isterim.
Sürekli farklı krizler ile evrimleşen bir ekonomik düzenimiz olduğunu hiç aklımızdan çıkarmamamız gerekiyor ve bundan sonra ilerleyen zamanda tüm yerli üreticilerimizin kendilerine uygun pazarları araştırıp, bulup ve küreselleşmesi gerektiğini düşünüyorum.
Mevcut iç pazarda incecik bir çizginin üzerinde yol alan binlerce yerli üretici bulunmaktadır.
Şimdi o firmalara sormak istiyorum;
Dış pazarlara açılmak için illaki göktaşı çarpmasını beklemeniz mi gerekiyor?
Onur ERDOĞAN 11/04/2020
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.