Hemen yanıbaşımızda bir insan kıyımı yaşanıyor ve maalesef biz ülke bunları seyrediyoruz. Fitre, zekat ve sadaka toplamanın yeterli olduğu kanaatini hakim olduğu insanlarımızdan artık daha ötesi beklenmektedir. Suriyede Arap, Kürt, Türkmen ve adını burada zikredemeyeceğimiz bir sürü dindaşımız, soydaşımız neredeyse soykırım diyebileceğimiz bir kıyıma uğramaktadır. Fakat kamuoyu olarak Ramazan Ayı itibari ile farkındalık oluşturmaya çalışıyorsak da malesefki bu yeterli seviyelere ulaşamamakta.
Bende bugünkü yazımızdaBayırbucak Türkmenlerine ayırarak, kendi çapımızda sessiz bir çığlık olmak istedik. Ne kadar kamuoyu ile bu paylaşılabilirse o kadar etkili olacağı kanaati bende hakimdir. Facebookta, twitterda paylaşmamız öne çıkarmamız bu kardeşlerimize belkide bir eksik kurşunun sıkılmasına, bir eksik varil bombası atılmasına neden olacak.
Onun için önce şuuru arttırmak sonra ortak hareket ve diğer adımlar ile bu işi bir nihayete ulaştırmamız gerekmektedir.
Yazımızda Türkmen kardeşlerimizin Türk- İslam kamuoyuna feryatları ve sitemlerinin yer aldığı basın açıklamasınıda yayınlamak istedim.
TARİHİ SÜREÇTE BAYIRBUCAK TÜRKMENLERİ
7. yüzyıldan itibaren Oğuz boyları akıncılarının Irak ve Suriye’de görünmeye başladığı ve yoğun Türk göçlerinin 10. ve 11. yüzyıllarda gerçekleştiği bilinmektedir. Tolunoğulları ile başlayan Türklerin yerleşimi 11. yüzyılda Selçukluların bölgeye gelmesi ile devam etmiştir. Buradaki Türk boyları, 1096 yılında Haçlı seferleri başladığında Selahattin Eyyubi komutasındaki Müslümanlarla birleşerek Haçlılara karşı bölgeyi savunmuştur.
Yavuz Sultan Selim, 1516 yılında Mercidabık’taMemlukluları yenerek bugünkü Suriye topraklarını Osmanlılara bağlamıştır. 1516’dan sonra yönetimi Osmanlı Devleti’ne geçen bölge 1918 yılına kadar kesintisiz olarak 402 yıl boyunca Türklerin hakimiyeti altında kalmıştır. Bu dönemde Suriye’de Türkmen yerleşimi artarak devam etmiş ve bölgede önemli bir Türk nüfusu oluşmuştur.
I. Dünya Savaşı sonrasında bölgedeki Türk idaresi sona ermiştir. Ancak Türkiye’nin Suriye’ye olan ilgisi Kurtuluş Savaşı sırasında da devam etmiştir. Osmanlının çekilmesi ile Suriye Türkmenleri milli mücadeleye başlamıştır. Ahmet Nabğalı liderliğindeki Suriye Türkmenleri, Gazi Mustafa Kemal’in de ilgisini çekmiştir. O tarihlerden bu yana Suriye Türkmenleri henüz lider çıkaramamıştır.
Türkiye ile Fransa arasında 20 Ekim 1921 tarihinde imzalanan Ankara Anlaşması’nın 7. maddesi, “Suriye’deki Türkmenlerin resmi dillerinin Türkçe olması ve tüm kültürel sosyal haklarının korunmasını” içermektedir. Dolayısıyla Ankara Anlaşması Suriye Türkmenleri konusunda Türkiye’ye garantörlük vermiştir.
Suriye’de Türkçe konuşan Türkmen sayısının yaklaşık bir buçuk milyon, Türkçeyi unutmuş Türkmenlerle beraber sayının 3,5 milyon civarında olduğu belirtilmektedir. Dillerini unutmuş olan Türkmenler kimliklerinin bilincinde olmakla birlikte yaşadıkları bölgenin dili, kültürü ile bütünleşmiştir. Ancak Türkmen kimliklerinin bilincedirler. Küçük gruplar halinde yaşayanlar önemli ölçüde Araplaşmıştır. Suriye Türkmenlerinin büyük çoğunluğu Sünni Hanefi mezhebine mensuptur. Çok az sayıda Alevi Türkmen bulunmaktadır. Suriye Türkmenlerinin konuştukları diller Arapça ve Türkçedir. Türkiye Türkçesine çok yakın bir Türkçe konuşulmaktadır.
Suriye Türkmenlerinin ekonomik faaliyetlerine bakıldığında, Halep Türkmenlerinin genellikle tarım ve ayakkabı sanayisi ile geçimlerini sağladıkları görülmektedir. Lazkiye ve Tartus Türkmenleri narenciye ve ormancılıkla meşgul olurken Hama ve Humus Türkmenleri hayvancılık ve tarımla uğraşmaktadırlar. Şam’da yaşayan Türkmenler memurluk ve serbest meslek, Rakka ve Dera’da ise tarım başlıca gelir kaynağıdır.
Kimi dönemlerde bazı çıkışlar olsa da genel olarak Türkmenler arasında siyasal bir milliyetçilik gelişmemiştir. Türkmenler arasında tepkisel ve kültürel bir milliyetçilik vardır. Suriye sisteminin sert yapısı, Türk hareketinin siyasallaşmasını önlemiştir. Ancak özellikle son halk ayaklanması ile beraber uyanışa geçen bir Türkmen milliyetçiliği de görülmektedir. Kendi haklarını aramak, Suriye toplumu içinde kendi benliklerini bulmak ve varlıklarını ispat etme çabası içindedirler.
Suriye’de yaşanan halk ayaklanması Suriye Türkmenleri açısından fırsatlar sunmaktadır. Suriye’de devrimin başarıya ulaşması durumunda sivil demokratik bir siyasal sistem ortaya çıkabilir. Bu ortam içinde Suriye Türkmenlerinin en büyük beklentisi, yeni anayasada Suriye halkını oluşturan unsurlardan biri olarak yer almaktır. Bunun yanı sıra anadilde eğitim ve diğer sosyal, kültürel hakların verilmesini talep etmektedirler.
Türkmenler hali hazırda muhalif hareketlerin içinde yer almaktadır. Suriye genelinde Mart 2011 tarihinden Kasım 2011’e kadar 300 civarında Türkmen hayatını kaybetmiştir. Ayrıca yüzlerce kayıp ve tutuklu Türkmen bulunmaktadır. Türkmenler, Türkiye’den Suriye’yi ve Türkmenleri dünya gündemine taşımasını beklemektedir. Suriye’de oluşacak yeni devlet sisteminde Türkmen kimliğinin ve haklarının yeni anayasa çerçevesinde korunması konusunda destek olunması gerekmektedir ancak şu ana kadar Türkmenler için henüz somut adım atılmamıştır.
ŞİMDİ KARDEŞLERİMİZİN TÜRK-İSLAM KAMUOYUNA YAPTIKLARI BASIN AÇIKLAMASINIDA SİZLERLE PAYLAŞMAK İSTİYORUM
Söyleyeceklerimizi öyle dolandırmadan direkt konuşmak istiyoruz.
Suriye ve Irak'ta savaş başladığı günden beri bu savaşın mağlubu “TÜRKMEN”lerdir. Yurtlarından sürülenler onlar, nüfus kayıtları tahrip edilen onlardır, kimlikleri inkar edilen onlardır. Yok sayılan onlardır.
Saygıdeğer Dostlar,
Elimize gazeteleri alıyoruz, Türkçe yazıyor, televizyonları dinliyoruz Türkçe konuşuyor, internet sitelerine giriyoruz, sosyal medyalara giriyoruz heyecanlanıyoruz çünkü bunların da yazdığı, çizdiği paylaştığı her şey TÜRKÇE... Hatta hainlerin kullandığı dilin bile Türkçe olduğunu öğrendik...
Bir şeyi daha öğrendik ki, Türklerden başka her şey konuşuluyor, Türklerin hakkından başka her şey tartışılıyor. Medya sahipleri bizlerin neye göre malmeze istiyorlarsa bizi ona inandırmaya zorluyorlur, hatta ve hatta üstü kapalı falan değil direk tehdit ediyorlar.
Bu gün Akdeniz'in kenarından İran'ın ortalarına kadar her türlü zulümü yaşayan, evleri, ocakları, barkları, toprakları yerle bir edilen, kadınları tecavücze uğrayan, yaşlıları ve gençleri varil bombalarının altında parçalanan Türkmenlerin uğradığı insanlık dışı davranışları yansıtmayı, anlatmayı bir tarafa bırakınız... TÜRKMEN isminin bile telaffuz edilmesine haince, şuursuzca, ağızlarının yanlarından kan akarak inkar ediyorlar, susturuyorlar... Öldürüyorlar, bombalıyorlar...
Biz bu savaş sonucunda şunu öğrendik, medya sahipleri ne buyuruyorsa, onun satılık kalemleri ne yazıyorsa herkesin ona inanmasını istiyorlar.
Son bir yıl içinde Bayırbucak Türkmenleri ve bu coğrafyadaki Türkmenler ile ile ilgili 198 bin dolayında haber var. Biz herşeyi analiz ettik. Bizi anlatan haberler ancak bölgeden gelen, elle tutulur, gözle görülür yaşayanların anlattıkları, yaralılarımız burada, ölülerimiz burada, ÖZ VATANIMIZ TÜRKİYE'de mülteci çadırlarında yaşayanlarımız da burada.
Saygıdeğer İnsanlar, Asil ve Necip Milletimiz....
Size soruyoruz? Biz kimiz? Biz sizin neyiniz oluyoruz? Biz yok muyuz? Bizi kendinizden saymıyor musunuz?
Saygıdeğer İnsanlar, Asil ve Necip Milletimiz...
Biz şunu biliyoruz. Size de hatırlatalım. Biz sizinle akrabayız. Biz sizden bir parçayız. Biz sizinle aynı kanı, aynı canı taşıyoruz... Şu da bir gerçek ki, “İNSANLAR ARKADAŞLARINI SEÇME HAKKI VARDIR... AMMA VE LAKİN, AKRABALARINI SEÇME HAKKI YOKTUR.”... Çoğu insan bizi yok saysada, bizi görmemezlikten gelsede... Biz sizin AKRABANIZIZ, BİZ SİZDENİZ... Bize TÜRKMEN diyorlar... Sahi nedir Türkmen? TÜRKMEN=TÜRK BENİM demektir.
Sayğıdeğer İnsanlar,
Biz Bayırbucak Türkmenleriyiz. Kendi adımıza sizi şöyle anlatabiliriz. Bin yıldan daha fazla bir süredir Suriye denilen son 100 yılda oluşturulan Coğrafyanın Kuzeyinde yani Türkiye'ye yakın bölgelerde yaşarız. Lazkiyede, Halep'te, Hama, Humus, Tartus, Şam, Kuneytıra'da da biz varız. Milyonu aşkın nüfusumuz vardır. Baas diktası altında 100 yıldır kimliğimizi dahi ifade etmekten bizi yoksun bırakan faşist ARAP milliyetçi bir rejimin altında, öldürüldük, sürgüne uğradık, elimizden topraklarımız alındı... Türkçe konuşmamız, öğrenmemiz yasaklandı. Türkiye'ye yakın arazilerimiz elimizden alınıp NUSAYRİ Araplara dağıtıldı. Nüfusumuz asimile edildi, hatta isimlerimiz bile değiştirildi. Köy isimlerimiz değiştirdildi. Çoğumuz Türkiye'ye göz etmek zorunda kaldık. Son yetmiş yılda kitleler halinde sürüldük. Bugün Antakya, Reyhanlı, Kırıkhan bölgelerinde çok ciddi bir nüfusumuz vardır. Türkiye'nin büyük şehirlerinde de Suriye'den kaçmış, sürülmüş, ölümden kurtulmuş Türkmenler var.
Saygıdeğer İnsanlar,
Biz Suriye'de yaşayan Türkmenlerin çoğunu Anadolu'dan Osmanlı buralara yerleştirmiştir. Bize verilen görev Osmanlı döneminde hac yolunu korumaktı. Biz bunu yaptık. Müslümanların haçlı, din'siz, müslüman düşmanlarına karşı biz bu müslümanları canımız, kanımız pahasına koruduk. Bu uğurda canımızı verdik. Şimdi bizim ne ekonomik, ne kültürel ne de bir hakkımız vardır. Biz Suriye Türkmenleri müslümanlardan bu inkarcılığı, umursamazlığı, kayıtsız kalmayı haketmedik.
Saygıdeğer İnsanlar,
Biz bu coğrafya'da hep bileğimizin hakkıyla kaldık. Bizi silahsız bıraktılar, bizi asimile ettiler, bizim aslımızı inkar etmemizi istediler, bizi pasifize ettiler. Yüzyıllık bir sürecin sonucunda bizi öz benliğimizden uzaklaştırdılar. Bunu başardılarda. Hatta Türkmenlerin içinde birlik olmak yerine, bir yere yamanmaya çalışanların olduğunu da görünce Kahrolmamak Elde değil...
Saygıdeğer İnsanlar,
Bugün Suriye’de yaşayan Türkmenlere ilişkin net bir rakam yok. Kimisi diyorsu dört milyonu buluyor; ancak Türkiye kaynakları taş çatlasa 1,5 milyon Türkmen’den söz ediyor. En doğru bilgi Suriye’nin elinde; çünkü nüfus cüzdanlarında Arap vatandaşı görünenlerin gerçek kimlikleri kayıt altında. Suriye Türkmenlerinin en büyük sorunu ana dillerini unutuyor olmaları. Özellikle Hama ve Humus’un iç kısımlarında esenliği Araplar gibi yaşamakta bulanlar, çocuklarına Türkçe öğretmekten ısrarla uzak duruyor. Türkmen olmak iyi bir gelecek vaat etmiyor onlara. Şimdilik, kimliklerini reddetmiyorlar; ancak yakın bir gelecekte kim olduklarını unutacaklar. Humuslu “Türkmenler'inin tek kelime Türkçe bilmemesi belki de buna en güzel örnek.
Humus’taki 550 yıllık olduğu Kızhıl Köyü. Şehir merkezine on dakika uzaklıktaki köyde Türkçe unutulmu. Gündelik hayatta Arapça’yı tercih eden Humus Türkmenlerinin ortak görüşü şu: “Türkçe’nin bize hiçbir faydası yok.” Okulda, sokakta, resmî dairelerde bir geçerliliği olmayan ana dilleri, yıllar içinde gözden düşmüş. Fakat Türkçe sorulara cevap verebilmek için sarf ettikleri çaba görülmeye değer. Gençlerin dağarcıklarındaki kelime sayısı üçü-beşi geçmiyor, yaşlılar hariç. Türkiye’den gelen misafirlerini “Nasılsın, keyflisin inşallah” diye karşılıyor ve kimi vakit “Senin dilin pek ağır, bizimki hafif” diye yakınarak kimi zaman da “Şimdi sen ağnıyon mu beni?” diye şüpheye düşerek sohbete devam ediyorlar. İşin özü şu, TÜRKÇE sizi kurtaracak dildir. Bugün Türkiye'ye gelen çoğu Türkmen kardeşimiz öz dilini bilmiyor. Bunun suçlusu biraz da bizde değil mi? Demek ki Türkçe ve TÜRKMEN olmak bizim tercihimiz değil...
ANA DİLİMİZ Dİ! ANA DİLİMİZDİR...
Saygıdeğer Dostlar,
Bu gün bizim Anavatanımız olan Türkiye'nin de bir “TÜRKMEN” politikasının olmadığını öğrendik. Anlaşılan bizi hep yok saymışlar. Ya da biz yüzbinlerce Türkiyede yaşayan Suriye Türkmenleri olarak kendimizi ifade etmemiş, dernekleşenler, mecliste yer alanlar, devlet kademelerinde görev alanlar... Suriye ve Irakta kalanlarla ilgili hiç çalışma yapmamışlar. Bizi son yıllarda Türkiye'de görenlerin çoğu... Suriyede de Türkmen mi varmış dediklerini duyuyoruz...
Saygıdeğer Kardeşlerim...
Evet biz Türkmeniz, Sizin bir parçanınız ve varız. İngiliz masalarında, Fransız saraylarında cetvelle çizilen haritaların arkasında bırakılan biziz. En büyük ihanet biz Türklerin birbirinden ayrılmasıyla sizlere yapılmıştır.
Saygıdeğer Kardeşlerim,
Zaman şimdi birlik zamanıdır, nasıl ki biz Suriyedeki ve Iraktaki Türkmenler sizler için Anadoluyu bir yurt yapmak, sizlerin Hac yollarınızı korumak için canımızı, kanımızı, malımızı, mülkümüzü verdiysek ve bundan da hiç pişman olmadıysak... Şimdi sıra sizde, bize sahip çıkmak zorundasınız. Bize kucak açmak zorundasınız. Bizim yurtlarımız varil bombalarıyla, İŞİD, PYD, BAASÇI ARAP gibi düşmanlarımızca yıkıldı, yakıldıysa, çocuklarımız, kızlarımız, kadınlarımız, yaşlılarımız öldürüldüyse bizim cenaze namazımızı kılmaya gelmeyiniz. Bize sahip çıkınız.
Saygıdeğer kardeşlerim,
Bizlerin sizlerden istediği bizlere, maddi, manevi yardımlarınızı esirgememenizdir.
Basında daha çok sesimizi duyurunuz.
Bizleri sosyal medyalardan takip ediniz.
Gazetelerde ve televizyonlarda bizimle ilgili haberler yaptırınız.
Devlet büyüklerimiz bize sahip çıksın. Türkiye Büyük Millet Meclisi bizim de meclisimizdir. Bu mecliste bizimde hakkımız vardır. Bizimde Çanakkaleden tutunda sizinle aynı cephelerde savaştığımız, şehit ve gaziler verdiğimiz ortadadır ve tarih yazmaktadır. Mezar taşlarını okuduğunuz zaman bizi de göreceksiniz.
Saygıdeğer Kardeşlerim,
Bizim mezar taşlarımızı okumanızı istemiyoruz, biz de Özgür ve Hür bir dünyanın içinde Türkmen olarak, kimliğimizle, dilimizle, dinimizle, yurtlarımızla varolmak istiyoruz. Bizim barıştan başka bir gayemiz yoktur.
Saygıdeğer Kardeşlerim,
Bize yapacağınız maddi ve manevi yardımlarla ilgili adres ve bilgilerimiz aşağıdadır.
Selam ve Dua İle
Kaynak: http://www.orsam.org.tr/tr/OrtadoguTurkmenleri/raporgoster.aspx?ID=3760
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.