Cumhuriyet Öncesi Ve Sonrası…
Saygıdeğer okurlar, 29 Ekim 2015 Perşembe günü Cumhuriyet bayramının 92. yılını idrak ediyoruz Ancak biliyoruz ki Osmanlı Devleti, hüküm sürdüğü 624 yılda tam 36 padişahtarafından yönetilmiştir. Padişah, şah, kral, hakan, imparator, sultangibi tek kişiye dayalı yönetim sisteminde 'mutlakiyet' söz konusudur. Mutlakiyet yönetiminde egemenlik kayıtsız şartsız, tek bir kişidedir.
Mutlakiyetle yönetilen ülkelerde ülkeyi yöneten kişiye yardımcı olması için meclis kurulurdu. Meclis üyeleri halkın isteklerini yöneticiye duyurur, yasa tasarısını hazırlardı. Bu yasa taslakları yönetici tarafından benimsendiğinde yasalaşırdı. Bu yönetim biçimi ise meşrutiyettir. Meşrutiyette meclisin yetkileri sembolik düzeyde olabileceği gibi bir cumhuriyetteki kadar geniş de olabilir. Osmanlı Devleti'nde 1876 ve 1908 yıllarında olmak üzere iki kez meşrutiyet ilan edilmiştir.İkinci Meşrutiyet'in ilanından 6 yıl sonra, 1914'te I. Dünya Savaşıbaşlamış ve dört yıl süren savaş,İttifak Devletleriile birlikte olan Osmanlı İmparatorluğu'nun yenik sayılmasıyla neticelenmiştir.
Sonuçta, Osmanlı topraklarıİngiltere, Yunanistan, Fransa, İtalyagibi devletler tarafından işgal edilmeye başlamıştır Bu sürecin sonunda 23 Nisan 1920’de Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılması ile yeni bir Türk devleti kurulmuştu. Millet egemenliğine dayandığı ve demokratik bir yapıya sahip olduğu için, devletin isminin “Cumhuriyet” olması gerekiyordu. Ancak o günkü siyasi ortamın uygun olmaması nedeniyle rejimin adı açıklanmamış, iç ve dış düşmanların bunu bölücü amaçla kullanmalarına meydan verilmek istenmemişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, elçi kabul etme ve atama, yasaları uygulatma, devleti temsil etme yetkilerine sahip olduğu halde, kendisine “Devlet Başkanı” anlamına gelen bir unvan verilmemişti. Bu nedenle devlet başkanlığı boş gibi görünüyordu.
Büyük zaferin kazanılmasından sonra 1 Kasım 1922’de saltanat kaldırılarak cumhuriyete giden yolda, en önemli engel aşılmış oldu. Mecliste hala, saltanatın kaldırılmasına rağmen, halifeyi devlet başkanı gibi görenler vardı. Gerçekte, rejimin değişeceği ve kişisel yönetime son verileceği Amasya Genelgesi’nde ilk kez şu şekilde belirtilmişti: “Milletin istiklalini yine milletin azim ve kararı kurtaracaktır.” Rejimin değişeceği konusu daha sonra, Erzurum ve Sivas kongrelerinde de ifade edilmiştir.23 Nisan 1920’de açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi, 24 Nisan 1920 günü kabul ettiği ilk kararla, “TBMM’nin Türk milletinin gerçek temsilcisi olduğu, TBMM’nin üzerinde başka bir güç tanınmadığını” belirtmişti. Bu, cumhuriyet idaresinin başlangıcı demekti.TBMM, 1 Nisan 1923’te yeni seçimlerin yapılmasına karar verdi. Yapılan seçimler sonucu, ikinci TBMM 11 Ağustos 1923’te toplandı. TBMM kısa bir süre sonra, 24 Temmuz 1923’te Lozan Barış Antlaşması’nı onayladı. (23 Ağustos 1923). Lozan Barış Antlaşması, Kurtuluş Savaşı’nı tamamlayan siyasi bir zafer oldu.
Nihayet, parti grubunda görüşe sunulan tasarının kabul edilmesinin ardından, aynı gün 29 Ekim 1923 günü Cumhuriyet ilan edildi. Cumhuriyetin ilan edilmesinden sonra Gazi Mustafa Kemal Paşa oy birliği ile Cumhurbaşkanı seçildi.Cumhuriyetin ilan edilmesi ile devlet rejiminin adı konuldu ve bu konudaki tartışmalar ortadan kalktı. Devlet başkanlığı sorunu çözümlendi. Meclis tarafından seçilen hükümet yerine, anayasa gereği kabine sistemine geçildi.Seçim esasına dayanan bir idare olması cumhuriyet yönetiminin birinci özelliğidir. Seçme ve seçilme hakkı bakımından belli bir kişiye, belli bir zümreye, belli bir sınıfa hiçbir ayrıcalık tanınmaz. Cumhuriyet yönetiminde belli bir süreliğine seçimle iş başına gelenler, görev süresi boyunca millet menfaatleri doğrultusunda çalışmalarda bulunurlar. Yani cumhuriyet, bir başka deyişle kamu yararını ön planda tutan, kamu yararına dayanan bir yönetim şeklidir. Çünkü cumhuriyet kuvvetini, belli bir kişi ve sınıf hakimiyetinden değil, millet iradesinden almaktadır.
Milletimizin Atatürk ve arkadaşlarının önderliğinde bütün engelleri aşarak uygar bir toplum haline gelişi, laik ve demokratik cumhuriyet rejimi sayesinde mümkün olabilmiştir. Laik ve aynı zamanda demokratik bir cumhuriyet rejimine sahip olmamız, memleketimizin geleceği bakımından oldukça önemlidir. İşte bu yüzden anayasamızda “Türkiye Cumhuriyeti’nin idare şeklinin Cumhuriyet olduğu” hükmünün değiştirilemeyeceği, değiştirilmesinin teklif dahi edilemeyeceği ayrı bir anayasa maddesiyle teminat altına alınmıştır.
Ancak günümüzde görüyoruz ki, insanların büyük bir bölümü pozitif enerjilerini meclis dahil olmak üzere bir birleri ile kavga ederek harcamakta, tribünde maç seyretmeye gelen küçücük çocuklarıdüşüncesiz tavırları ile korkutmakta, fanatikler ise birbirlerine satırlar ile saldırmaktadırlar. Bir kısım insanımız ise, dizi üstüne dizi seyretmekte, maçların hiç birini kaçırmamak için gayret(!)sarf etmekte, diğer büyük bir bölümü ise kahve köşelerinde eğitimlerini (!)sürdürmektedirler. Teknolojiye asla karşı değilim, ancak bilgisayar, televizyon, internet, telefon ve adını bile anmak istemediğim bazı bağımlılıklar had safhadadır. Ayrıca, ülkemiz hortlayan terör belası ile karşı karşıyadır.
Tüm bu olumsuzluklara karşı küslükler ortadan kalkmalı, birlik ve beraberlik içinde bunları bertaraf etmek zorundayız. Bu duygu ve düşünce ile herkesin Cumhuriyet Bayramını tebrik ediyor, sağlık, mutluluk ve huzur dileklerimle saygılar sunuyorum.
VEHBİ ALTUNÇUL