Tarih: 11.09.2013 20:14
Güncelleme: 11.09.2013 20:14
Nezir KARAYÜN
Bir Başarı Öyküsü...
Değerli Gönül Dostlarım; Aslında nereden başlayacağımı bilemiyorum. O kadar meşakkatli bir yol kat ettim ki..! Geldiğim yollar; taşlı, tozlu ve her tarafı dikenli idi. Ama yüce Mevla’ma Hamd-ü senalar olsun ki o aşılması zor olan yolları inanç, azim ve cesaretle aşmayı bana nasip etti.
Değerli Gönül Dostlarım; Aslında nereden başlayacağımı bilemiyorum. O kadar meşakkatli bir yol kat ettim ki..! Geldiğim yollar; taşlı, tozlu ve her tarafı dikenli idi. Ama yüce Mevla’ma Hamd-ü senalar olsun ki o aşılması zor olan yolları inanç, azim ve cesaretle aşmayı bana nasip etti.
Dünkü geldiğim meşakkatli yolları çok fazla anlatarak sizleri sıkıp, üzecek değilim. Ama yinede şöyle kısa bir bakış yaparak, sizleri bilgilendirmek isterim.
Yıl 1991... Tekirdağ Çerkezköy’de bir taraftan (Nezir Kalfa) inşaat kalfalığı yapıyor, yüksek katlı binalar dikiyor, bir taraftan da ( Nezir Hoca ) efsane ve ünlü Kung-fu ustası Enver Beygova’nın bünyesinde kendi kurduğum Kadıoğlu Spor Merkezi’nde Kung-fu ve Kickboks dallarında yüzlerce öğrenci yetiştiriyorum. Aynı zamanda da bazı yerel gazetelerde uzak doğu sporları ile ilgili köşe yazıları yazıyorum.
Yıl 1993… Büyükçekmece ye geldim. Tepecik ve Büyükçekmece’de Kadıoğlu Spor Merkezi’nin iki salonunu daha açtım. İstanbul’un en etkili Yerel gazetesinde Uzakdoğu Sporları’nı anlatan köşe yazılarımı yazmaya devam ettim.
Yıl 1995… Mimarsinan Belediye Başkanı, dönemin ‘Atom Karınca’sı Nail Öztürk ile tanıştım. Belediyenin atıl durumda olan bir spor merkezi vardı. Burayı işletmeye talip oldum. Nail Öztürk ufak tefek bir adamdı ama yüreği kocaman olan adam gibi adamdı. O dönemlerde 2 tane Ordulu hemşerim belediye başkanı iken kapılarını bana o açtı. Bu nedenle Nail Öztürk abime teşekkür etmeden geçemem. Bünyesinde başladığım çalışmalarımda hep yanımda oldu.
Bu arada hatırlamadan geçersem kendime haksızlık yaparım. Hayata Çerkezköy’de bir bisikletle başladım onu sattım bir mobilet aldım. İstanbul’a getirdim, onuda sattım 74 model Murat 124bir taksi ardından 78 model Renault yeşil bir binek taksi bu güne kadar yaklaşık 20 araba aldım sattım hep modellerini yükselterek. Neden bunlardan bahsediyorum, araba dediğin nedir ki? Bir doğum günümde çocuklarım bana bir tablo hazırlatmış ve bu araçları kronolojik sırasıyla yan yana dizmişlerdi. Bunlar, sıfırdan başlayıp, yavaş yavaş büyümenin belgeleri gibi olmuş ve başarı hikâyemi iyi özetlemişti.
Yıl 1998… Bu günkü Karakuşak Dergisi’nin sahibi Kemal Yolcu arkadaşımın çıkardığı bir gazeteden esinlenerek, köşe yazıları yazdığım ‘Hürbakış Gazetesi’ne gittim ve “Mimarsinan, Tepecik bölgelerini bana verin oralardan sizlere haber, abone ve reklam toplayayım” dedim. Ancak gazetenin başında olan bir hanımefendi,“Hayır, böyle bir şey yapamayız, mümkün değil” deyince, bu duruma hem içerleyip hem de hırs yaparak oradan çıktım. Mimarsinan Belediye Başkanı Nail Öztürk’e gittim ve spor ağırlıkta bir gazete kurmak istediğimi anlattım. Nail abim çok sevindi ve gazetemi çıkarmam konusunda “Hemen başla” diyerek beni yüreklendirdi. Oradan aldığım hızla “Yerel Haber ve Modern Spor Gazetesi”ni kurdum.
1999... seçimleri arifesinde, spor gazetesi olması hasebiyle siyasiler reklam vermeyince spor ibaresini kaldırıp,“Yerel Haber”adı altında haftalık olarak yayın yapmaya devam ettim. Mimar Sinan Oba adında uzun süreli bir yayındaha kurdum. Bu uzun meşakkatli yolda tek başıma mücadele ettim. (Bu arada ‘Karateci’den Gazeteci olmaz’, ‘Seçim gazetesi bu, seçimden sonra çıkmaz’ gibi bir çok eleştiri oklarına maruz kaldım)
Yıl 2000… Karlı bir pazar sabahı telefonum çaldı…Mimarsinan İtfaiyesi’nden arıyorlar, spor salonunda yangın çıkmış, “Acele gel” dediler. En büyük oğlum (O zaman 15 yaşında) Ahmet’le beraber Pijamalarımızlakoşarak, karları yara yara, dondurucu sabah ayazında salonun önünde aldık soluğu. Yılların birikimi, çeşitli müsabakalarda kazandığım 300 Madalyam, Teşekkür, Onur ve Başarı belgelerimin yanı sıra 40 adet öğrencilerimle beraber kazandığımız şampiyonluk Kupalarımızın hepsi yanmış yok olmuştu. Bu yangın, bu şer, yapayalnız, kimsesiz, tek yürüdüğüm yolların, o hayatımın son bulduğu ve çocuklarımla çıkacağım bambaşka bir yolun, yepyeni bir hayatın başlangıcı, hayrı olmuştu. Geçmişi birdaha geriye getirme şansım yoktu ve gelecek için ne yapmalıydım?
Oğlum Ahmet ortaokulu bitirmiş, liseye başlayacaktı ama iş hayatına başladı. Bu yangınla spor hayatım bir şekilde son buldu. Gazeteciliğe devam etme kararını oğlum Ahmet’le beraber aldık. Ahmet, Duygu, Mustafa ve Oğuzhan’ın baş harflerinden oluşturduğumuz, hayat boyu markamız olacak olan ADOM Ajans’ı kurduk. Mimaroba’da bir ofis tutup, ikinci el bir bilgisayar satın alarak, Yerel Haber Gazetesi, Mimar Sinan Oba Gazetesi ve Alışveriş Rehberi dergimizi çıkarmaya başladık. Ardından Yerel Haber52’yi Ordu’ya yayınlarken, Meşale Dergisi’ni kurduk.
Oğlum Ahmet’in ardından ekibimize yeni katılan kızım Duygu ile meşakkatli yolları birlikte arşınlamaya başladık. Kızım Duygu başörtülü olduğu için sosyal demokrat yapıya sahip olan Mimaroba ve Sinanoba’da horlandı, ötelendi, istenmedi. Bir taraftan yeni aboneler yaparken, küçük kartvizit reklamları alıyorduk. Bu arada sosyal demokratlar abonelikten ayrılıp, reklamlarını da kestiler. (Her şeye rağmen, bizi inancımız ve görünüşümüzle yargılamayan birkaç değerli sosyal demokrat dostumuz da vardı elbette) Ama biz aile olarak başarmaya karar vermiştik ve kim ne derse desin, ne yaparsa yapsın yılmadan, yorulmadan azimle, inançla yolumuza devam edecektik ve ettik.
Önce oğlum Ahmet’in ardından da kızım Duygu’nun bana verdiği güçle çok ciddi çalışmalara imzamızı attık. Yerel Basının Oscar Ödüllerini veren ilk yerel gazete olduk. Oğlum Mustafa, abisinin askere gitmesiyle kurumumuzun yükünü omuzlayarak, sorumluluğunu artırdı. Abisi kadar olmasa da onun yokluğunu bize aratmadı ve Mustafa’nın bu azmi gücümüze güç kattı.
Biz 4 kafadar olduk... Başarıdan başarıya koştuk. Hiç bıkmadan, usanmadan, korkmadan, yorulmadan yolumuza devam ettik. Beylikdüzü Gazetesi ve Esenyurt Gazetesi’ni isim haklarını, patentlerini alarak çıkardık. Prestijimiz olan Start Life Dergisi’yle daha da büyüdük. Şimdi Yerel Haber, Startlife, Beylikdüzü, Esenyurt Gazeteleri düzenli olarak yayın hayatına devam ederken, Adom Medya Grup Ailesine Hürbakış Gazetesi’ni de kattık. 15 yıl sonra bugünü zaten biliyorsunuz… O günlerde gazetemize “Seçim gazetesi” yaftası vuranları, 15. Yılımızda gülümseyerek selamlıyoruz ve ön yargılarından arınmaları için dua ediyoruz. “Karateci’den Gazeteci Olmaz” diyenlere, Sarı Basın Kartı olduğu için böbürlenerek, alaylı gazetecilere on tık tepeden bakanlara da yalnızca gülümsemekle yetiniyoruz. Zira illaki başbakanlığın verdiği o sarı basın kartıyla gazeteci olunmadığını iyi biliyoruz. Şahsım da, oğlum Ahmet, Mustafa ve Kızım Duygu’da sarı basın kartı sahibidir…
Ama bir yerde gösterilmesi gerektiğinde biz yine, o eski yerel basın kartlarımızı gösteriyoruz ve “Bu olmaz… Hologramlı, sarı, başbakanlığın verdiği o kart olacak” diye gevrek gevrek konuşanlara da, gayet sakin bir tavırla, “Haa, o mu? Buyurun o da var” diyerek uzatıyoruz. Çünkü biz, insanların etiketleriyle, unvanlarıyla değil, ne kadar insan olduğuyla, ne kadar dost olduğuyla, ne kadar dürüst olduğuyla ilgileniyoruz. Bu nedenledir ki, 15 yıldır sayısız insanla, resmi ve özel kurumla çalıştık… Hiçbirine müşteri gözüyle bakmadık ve herkesle dost olduk… Olmaya da devam edeceğiz. Çünkü, parayı her zaman kazanacağımızı düşünüyoruz ama hiçbir dostluğun parayla satın alınamayacağına inanıyoruz.
Değerli Dostlarım; Sözün özü kat ettiğimiz meşakkatli yolları kısaca bahsedip geçeceğim dedimya, inanın kısaca bahsettim. Gazetecilik hayatımda yaşadığım saldırıları, ölüm tehditlerini, ofislerimizin soyulmasını, arabalarımızın camlarını patlatarak yapılan gözdağlarını, şirket evrak ve dosyalarımızı çalarak bizi yok etmeye çalışan asalakları ve daha birçok konuyu yazmadım.
Sonuç; Biz dört kafadar,“Yerel Haber” olan ismimizi “Hürbakış” olarak değiştirmeye karar verdik.
Hoşça Kalın Dostça Kalın.



