Okulların açılmasından bu yana birçok öğrenci velisinden duymuşsunuzdur “ Hafta içi çocuğu okuldan aldıktan sonra dinlenmeye bile vakit bulamadan ödev yapmaya başlıyoruz ta ki geç vakitlere kadar”. Hatta bazı veliler ödevleri yetiştirebilmek için çocukları ile ödevleri paylaştıklarını bile söylüyorlar. Hele çocuğu okula yeni başlayan veliler daha bir sıkıntıda. Önceki yıllara göre çok küçük yaşlarda okula başlayan çocukları henüz el kasları bile doğru dürüst gelişemeden sayfalarca ödev yapmak zorunda kalıyorlar. Üstelik çok zorlandıkları el yazısı ile yazmaya çalışırken.
Çocuk ödev yapmakla tüm gününü geçiriyor. Ne oynamaya, ne okumaya ne de yeteneklerini keşfetmeye vakti var. En acısı bir daha eline geçmeyecek olan çocukluğunu yaşamaya ayıracak zamanı yok. Oysa yapılan araştırmalar uygun görülen ödev süresini kat be kat aşan ödevler çocuklarda yılgınlığa ve yorgunluğa sebebiyet verirken aynı zamanda psikolojik ve fizyolojik rahatsızlıklara kapı aralayabilmektedir. Hatta ileriki dönemlerde okuldan, dersten ve çalışmaktan soğutabilmektedir.
Aynı tür bilgilerin defalarca tekrarlandığı sayfalar dolusu ödev yapan bir çocuk ne kendini ne de sosyal çevreyi tanımaya ya da anne ve baba ile vakit geçirmeye zaman ayırabilmekte bu isteklerini anca hafta sonuna erteleyebilmektedir. Aslolan ilköğretimde az lisede daha çok ödev verilmesidir ki ne yazık ki bizdeki uygulama tam tersi. Çok ödev vermek ya da çok ödev yapmak akademik başarıyı arttırır düşüncesinden az fakat nitelikli ödev vermek aşamasına geçemememiz bizi yanlışa sürüklemektedir.
Tabii burada yanlış anlaşılmasın karşı çıktığımız ödev değil; çocuklarımızın hayat kalitesini düşüren onları mutsuz ve huzursuz eden, fiziki kapasitelerini aşan, tüm zamanlarını alan ödevler. Yoksa öğrenciye özgüven kazandıran, öğrenmenin yolunu açan, onu derse hazırlayan, işlenen dersi pekiştiren, öğrendiklerini uygulayan, sosyal yönden gelişimlerine katkıda bulunan projelerden mütevekkil nitelikli ödevler eğitimin vazgeçilmezi.
Bırakalım çocuklar ödev yaptıktan sonra kendilerine bir hayli kalan zamanda doğayı, hayvanları, çevreyi tanısın. Bulundukları illerdeki tarihi ve görsel güzellikleri keşfetsin. Kitap okusun demiyorum zaten ona kazandıracağımız alışkanlıkla kitap onun vazgeçilmezi olsun. Yeteneklerini fark etsin. Kendini geliştirsin. Kendisine ekip çalışma ruhunu kazandıracak onu sosyalleştirecek, hayatına disiplin getirecek kendine uygun bir spor dalında ilerlesin. Sevgiyi, adaleti, paylaşmayı, merhameti öğretecek sosyal sorumluluk projelerinde yer alsın. Kışın karın, yazın denizin, kırların tadını çıkarsın.
Bilgisayar, televizyon, cep telefonu, internete ayıracağı zamana sınır getirerek bırakın hayatın içine karışsın. Arkadaşları ile daha fazla vakit geçirsin. Diyelim önümüzde karne günü var düşük not aldı kızmayın, aşağılamayın, özgüvenini yok etmeyin. Onu başkalarıyla hatta kardeşleri ile bile kıyaslamayın. Oturun anne, baba, evlat ve öğretmen birlikte sonuç niye böyle oldu karşılıklı konuşarak geçmişte yapılan hataların telafisine çalışın. Onu yüreklendirin. Çok başarılı oldu ise çok büyük ödüllere boğmayın. Yüreğinde başarının hazzını yaşamasının en büyük ödül olduğunu hissettirin.
Ve kıymetli meslektaşım, değerli öğretmenim çocuklara tatilde sayfalar dolusu ödevler vermeyerek onlara tatili doyunca yaşama fırsatı verin. Hazır Milli Eğitim Bakanımızda bu konuda gerekli uyarılarını yapmışken..
Ödev vermeniz gerekiyorsa vereceğiniz nitelikli ödevle öğrenci sorumluluğunu yerine getirirken bilimin iştiyakı ile zevkle araştıracağı, sunacağı, kütüphane aşındıracağı konular seçin. Onlara yaşadıklarını yazıya dökmesini okuduklarından ana fikir çıkarmasını sağlayın. Sorgulayan, çözüm üreten, yeteneklerinin farkında olan, mutlu ve huzurlu, kendi ile barışık nesiller yetiştirmenin çabası ile hepinize iyi tatiller diliyorum.