İnsan anne ve babasının değerini nasıl idrak edebilir? Kendini bildin bileli hep yanında olan bu iki varlığa kör bakmaya başlarsın bir süre sonra. Belki de bunun nedeni bilinçaltında gizlidir. Her başın derde girdiğinde, ne olursa olsun bu iki varlığın kayıtsız şartsız senin yanında olacağını bildiğin için, bir süre sonra senin gözünde olağan şeylere dönüşebilirler… Peki gerçekten de öyle midir? Anne ve baba olağan mıdır, yoksa olağanüstü mü?
Soruyu sana sordum ama cevabı ben yapıştırmaktan gurur duyuyorum: Anne ve Baba olağanüstü varlıklardır. Peki sen böyle iki olağanüstü varlığa sahip olduğundan bihaber yaşama gafletine nasıl düşersin?
Sen hatırlamazsın… Dünyaya geleceğini öğrendiklerinde ki döktükleri göz yaşını. Heyecandan havaya fırlayıp, attıkları çığlıkları duymadın sen. Sen ana rahmine düştüğünde onlar da bir telaşın içine düştüler.
Her fırsatta doktor kontrolleriyle sağlığına gelebilecek en ufak bir zararı önceden engelleme gayretine giriştiklerini, gün ve gün, ay ve ay senin doğum tarihinin gelmesini iple çektiklerini bilmiyorsun. İkisinin de dokuz ay boyunca ne zorluklarla mücadele ettiğinden bihabersin. Tüm hayatları sen geldiğinde köklü bir değişime uğradı, uyku düzenleri bozuldu, çalışma performansları on kat daha arttı… Sen geldin, sorumluluklarının ağırlığına tonlarca gram eklendi.
Çektikleri hiçbir şey umurlarında bile değildi, senin sağlıklı olman onlar için en büyük sevinç kaynağıydı. Dokuz ay boyunca sağlıklı, hayırlı bir evlat olman için gök kubbeye açtılar ellerini ve yaratana dua ettiler hiç bıkıp, usanmadan. Sen gelmeden aylarca önceden patikler, emzikler, biberonlar, beşikler, elbiseler aldılar ve hatta sabununu, şampuanını, pişik kremini, bezini bile düşündüler.
Derken sen geldin dünyaya ve onlar için bir mutluluk ve hüzün kaynağı oldun. Çünkü sana baktıklarında hem mutlu oluyor, hem hüzünleniyorlardı. Azıcık kussan, biraz hapşırsan tüyleri diken diken oluyor, gözlerine sağanak halinde yaş hücum ediyordu. Kilon hafif düşük olsa, yemeden içmeden kesiliyor, hemen doktora koşma ihtiyacını hissediyorlardı.
Sen o kadar çaresiz ve bakılmaya muhtaçtın ki, hatırlamazsın… Yardım almadan yaşaman imkansız, nefes alman mucize sayılırdı. Allah’tan seni istediler ve sana kavuştuklarına her gün şükredip, kendilerinden önce hep seni düşündüler.
Gözlerinde ki yedi kat perde kalkmadan baktığın için göremediğin dünyada olup bitenleri hatırlamazsın. Onlara sorsan, anlatmazlar… Çünkü, karşılık bekleyerek sevmediler seni, üzerine titrediklerini bir gün anlatıp da senden de aynı hassaslığı beklediklerini haykırma planları yoktu.
Hatırlamazsın; bir oyuncak için saatlerce ağladığını… Yine hatırlamazsın; düşüp dizlerini kanattığında senin için ağladıklarını… Ve hiçbir zaman hatırlayamayacaksın; sana söyledikleri ninnilerle uyuduğunu, saatlerce beşiğini salladıklarını, sana döktükleri dillerle kahkahalara boğulduğunu ve senin ilk döktüğün dille onların attığı kahkahaları.
Bilmezlerdi onlar da; sana konuşmayı öğretirken, gün gelip de onlara kötü söz sarf edeceğini. Sana her şeyin en iyisini giydirip, en iyisini yedirirken ihmal ettikleri kendi bedenlerinden yada giyimlerinden bir gün gelip utanacağını, tahmin edemezlerdi. Seni okullara gönderip, en iyi bilgileri öğrenmen için mesai üstüne mesai kattıklar ya, hiç akıllarına gelmezdi, günün birinde cahillikleriyle dalga geçebileceğini.
Seni karşılıksız seven bir arkadaşa, dosta, sevgiliye rastladın mı hiç? Sevgili yarin, almadan verdi mi sana herhangi bir şeyi? Yaptığın hiçbir kaprise, hataya göz yumup, seni olduğun gibi kabullenebildi mi sevdiğim dediğin insanlar? Annen ve baban bunu başardı işte. Karşılıksız sevmeyi, almadan vermeyi başardılar.
Nasıl yapsam da ödesem anne ve babamın üzerimde ki emeğini, hakkını? Defalarca özür diliyorum anne ve babamdan… Size sesimi yükselttiğim, yanlış davrandığım, yüzümü astığım, öfff dediğim her an için binlerce kez özür dilerim. Söyleyin ne yapıp da hakkınızı ödeyebilirim… Söyleyin nasıl? Biliyorum siz karşılıksız yaptınız her şeyi… Biliyorum siz hakkınızı çoktan helal ettiniz zaten.
Ama ben yine de nasıl memnun edebilirim sizi? Ayaklarınızı mı yıkasam, sırtımda mı taşısam? Bunlar ne ki, sizin verdiğiniz sevginin, yaptığınız fedakârlıkların yanında? Soruyorum size anne ve baba… Benden memnun olmanızı nasıl sağlayabilirim? Size zarar gelecek her şeyde ben atlarım ortaya, size hayat vermek için tüm bedenimi feda ederim, hiç gocunmadan, seve seve.
Ne olur cahillikle size karşı yüzümü ekşitirsem, sesimi yükseltirsem bilin ki aptallıktan, bilin ki dalgınlıktandır. Ve şunu da bilin ki yüreğimin derinliklerinden size en ufak bir kötü davranış ve uygunsuz hareket gelse, kendi ellerimle söker atarım o yüreği, kanlar içinde.
Hoş ve sevgiyle kalın.