Doç. Dr. Vehbi Altunçul

Tarih: 13.01.2014 18:14

Virüs: Kendisi Küçük, Tahribatı Büyük!

Facebook Twitter Linked-in

 Son günler de insanların korkulu rüyası haline gelen, insanların yaşam kalitesini büyük ölçüde felce uğratan grip hastalığı ile ilgili olarak,   İ. Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Deney Araştırma Laboratuvarı Müdürü Y. Doç. Dr. Vehbi Altunçul,  henüz korkulacak bir salgının olmadığını, yüksek ateş, bitkinlik, baş ağrısı, öksürük gibi grip semptomlarının ortaya çıkmadan, korunma yöntemlerini dikkate almanın önemini vurguladı ve kişide şayet bu semptomlar ortaya çıktıktan 3-4 gün içinde hastalığın iyiye gitmemesi durumunda da gecikmeden bir sağlık kuruluşuna başvurmalarının şart olduğunu söyledi.
 
Sağlığı 4 ayaklı bir masaya benzeten Altunçul,  gripten korunmaya yönelik uyulması gereken temel hususları ise, şöyle sıraladı:
1-Sağlıklı beslenme (bağışıklık sistenini güçlendiren, vücut direncini artıran A vitamini,  E vitamini, selenyum, çinko, demir, magnezyum, omega-3(balık, fındık, ceviz) ve omega-9 (zeytin, zeytinyağı)yağ asitlerinden zengin besinler, özellikle C vitamini ihtiva eden sivri biber, tere, roka, havuç, maydanoz, karnabahar,  kereviz, pırasa, soğan, sarımsak gibi sebzeler ve ( narenciyeler, nar, kivi gibi meyveler unutulmamalıdır) Aşırıya kaçmadan, günde 2-3 ceviz, badem, fındık, kayısı tüketimi de sağlığımız açısından çok önemlidir.
2-İstirahat (ve stresten uzak, sık sık havalandırılmış ortamda, mümkünse güneşten azami oranda yararlanmalıyız)
3-Hijyen ( özellikle el hijyenine çok önem verilmeli,  kalabalık ve hastaların bulunduğu ortamlardan uzak durmalı ve çok gerekli olduğunda maske kullanmalıdır)
4-Aşı ( uygun kişilere, kronik hastalıklar, yaş, gibi faktörler göz önünde bulundurularak,  gerektiğinde hekim kontrolünde uygulanabilir)
Altunçul,  bunlara ilaveten, hekime danışmadan antibiyotik kullanılmaması gerektiğini, şayet ikincil bir enfeksiyon söz konusu ise ancak, doktor tavsiyesine göre uygulanabilir demektedir.
 

Sağlığımız bu ayaklarının güçlü olması ile ancak yere sağlam basabilir(!) ve işlevlerini yerine getirebilir. Burada unutmamamız gereken en önemli konu, biz bu 4 ayağı elimizden geldiğince, sağlam ve güçlü tutmaya çalışırken, zararlı alışkanlıklardan, özellikle akciğerimizi yıpratan sigara ile virüs’ ün iş birliği(!) yapmasına asla müsaade etmemeliyiz.
         Tüm bu önlemlere ilaveten, H3N2 Virüsünün üstesinden gelmeye yardımcı olabilmek için, bir botanikçi olarak ta bitkilerin sihirli gücünden de yararlanılmasının çok önemli olduğunu düşünmekteyim. Şöyle ki;
         1-  Adaçayı: Antibiyotik etkiye de sahip olan adaçayının, özellikle bitkinin içerdiği uçucu bileşenlerin ağız ve boğaz iltihaplarında (farenjit ) yararlı olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla çay şeklinde demlenerek (kesinlikle kaynatılmadan) adaçayı ile hazırlanan gargaranın bu amaçla kullanılması önerilmektedir. Ayrıca, antibiyotik özelliği de unutulmamalıdır.
         2-   Ihlamur: Yapılan birçok araştırmada, ıhlamurun ihtiva ettiği maddeler arasında yer alan flavonoit etkili maddesinin iltihap sökücü ve ağrı giderici etkiye sahip olduğu, ayrıca müsilaj etkisi nedeniyle de boğazı yumuşatıp, tahrişi önleyerek gribin rahatsızlık veren etkilerini hafiflettiği bilinmektedir.
          3- Zencefil: Soğuk algınlığı ve gribin önlenmesi ve tedavisinde yararlı olan zencefil, metabolizmaya yararları bakımından önemlidir. Yapılan bazı bilimsel çalışmalar zencefil içerisindeki bazı bileşenlerin kuvvetli iltihap söktürücü etkisi bulunduğunu ortaya koymaktadır.Özellikle 2 çay kaşığı zencefil +3 çay kaşığı bal ile yapılan karışım, boğazları yumuşatmakta ve öksürüğü büyük ölçüde kestiği bilinmektedir.
       4-  Karanfil: İçerisinde bulunan öjenol maddesi, boğaz mukozası yangılarında yangı giderici, bakteri, mantar veya virüslerin yol açtığı ağız ve boğaz enfeksiyonlarında antiseptik olarak ve ağrı hissini hafifletici etkisi ile ön plana çıkmaktadır.
       5-Kuşburnu: Önemli bir C vitamini kaynağı olup, antioksidan özelliğe sahiptir. Ayrıca; Büğürtlen, ahududu, rezene, biberiye,  melisa, nane çayları da kişiyi C vitamini yönünden güçlendirir ve rahatlık sağlar.
        6-Kefir :  İçerisindeki mikroorganizmalar, büyük oranda  (K vitamini, B1 vitamini , folik asit, niasin, biyotin v.s) sentezinde görev almaktadır. Ayrıca, kefirin tümör oluşumunu engellediği, ve ilerlemesini azalttığı gibi önemli bilgiler mevcuttur.
          Küçük, hatta gözle göremiyoruz(!) bile, düşüncesine kapılamayalım, virüslerle asla samimi olmayalım düşüncesi ile,
           Sağlıklı günler diliyor, saygılar sunuyorum.


Y. Doç. Dr. Vehbi Altunçul
İ.Ü. Cerrahpaşa Tıp Fakültesi
Deney Araş. Lab. Müdürü

Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —