Susuzluk Kapıya Gelmeden!..

Susuzluk kapıda mı dersiniz? Madem son yılların en kurak kışını yaşıyoruz ve küresel ısınma ile karşı karşıyayız, üstelik yağmur çekecek ormanlarımız da yok. Ağaç dikme bilinci henüz tam anlamıyla oluşmamış ve tüm kurumlarımızı ağaç dikme seferberliğinin içerisinde de göremiyoruz. Su havzalarımızı, tarım arazilerimizi de ta öteden beri ne yazık ki gereği kadar koruyamadık.

Kimini imara açarak beton yığınlarından ibaret yaşam alanlarına; kimini plansız, programsız kullanmaya açarak ekolojik tahribata sebebiyet verdik.

Susuzluk kapıda; yağışın mevsim normallerinin altında, hava sıcaklığının normalin üstünde olduğu bir dönem yaşıyoruz. Baraj seviyeleri tehlike sınırında. Kaldı ki sadece sorun susuzluk da değil, enerjide de dışarıya bağlı bir ülkeyiz. Su sadece gündelik ihtiyaçlarımızı gidermekle kalmıyor; tarımda, gücünden istifade edilerek elektrik üretiminde de önemli rol oynuyor. Su hayat demek, enerji demek. İşte bu yüzden olayın tehlike boyutu biraz daha artıyor. Ne yazık ki enerji üretiminde yenilenebilir enerji kaynaklarından bu güne kadar yeteri kadar istifa edemedik. Bir şeyler yapmak gerek. Her birimiz böylesine hassas bir konuda duyarsız olamayız. Neticeleri hepimizi etkileyecek kadar önemli olan bu konuda, elimiz kolumuz bağlı olacakları beklemek yanlışına düşme lüksümüz de yok..

Çevreyi koruyabilir, tüm ülkeyi ağaçlandırarak yağmur ormanları oluşturabiliriz. İklim değişikliği ile mücadele ederek küresel ısınmaya karşı yerel ve ulusal anlamda tedbirleri devreye sokabiliriz. Ama bu çalışmaların tümünü yapmak bizi aşar. Aynı zamanda bu tedbirlerin sonuçlarını almak için çok uzun vade gerekir ki bizim o kadar bile vaktimiz yok.

Susuzluk kapıda ve enerji kaynaklarımızın sınırı ortada iken ne yapmalıyız? İşte burada “En ucuz enerji, tasarruf edilen enerjidir.” ve “ En az enerji ile çok iş yapmanın yolu” en kısa çözümlerden biridir düşüncesiyle hareket etmeliyiz.

Yağmur ve kar yağsın diye dua etmenin yanı sıra şunu bilmeliyiz ki artık ihtiyaçtan dolayı tüketmiyoruz, maalesef artık tüketim hastalık derecesinde bizi esiraldığı için kullandığımız enerjiyi de bazen hoyratça tüketiyoruz. Artık enerjide tasarruf etme, kemerleri sıkma dönemi. Tüm bunlar ne için? Daha çok enerji ithal etmemek, tükenmez sandığımız enerji kaynaklarımızı bitirmemek, ileride evlatlarımıza,  torunlarımıza yaşanabilir bir dünya bırakıyor olmak için.

Hazır bu hafta “Enerji Tasarrufu Haftası”nı kutlamaya hazırlanırken eğitimcilerimiz, anne-babalarımız, sıra dışı projelerle çocuklarımıza büyük bir bilinç seferberliği başlatmalılar. Sadece çocukların değil, her birimizin bu bilince sahip olması gerekir. Gereksiz yere akıttığımız su, yersiz açık unuttuğumuz her bir lamba, tasarruflu enerji ile çalışan elektrikli aletleri tercih etmeyişimiz, toplu taşıma yerine bireysel kullanılan arabanın yaktığı fazladan yakıt, yalıtımsız binalar, dolayısıyla gereksiz kullanılan her bir enerji kaynağı hem aile bütçemizi hem ülke gelirini azaltmakla kalmaz, enerji kaynaklarımızı da tüketir. Susuzluk kapıda iken harcadığımız her enerjiyi tasarruflu harcamalıyız.
Unutmayalım ki  “Gereksiz harcanan enerji, kaybedilen emektir.”
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
Selma Aktan 10 ay önce

Çok güzel bir noktaya değinmişsin Nesrin’ciğim
Çocuklarımıza ve bu tasarruf alışkanlığını verdiğimizi sanıyorum hepimizin bu konuda duyarlı olması gerekir teşekkürler arkadaşım.

Avatar
İsmail Yıldız 10 ay önce

Zor bir konu üstesinden gelirsek ne ala. Ama nemelazım dersek zor günler bizi bekliyor sevgili nesrin hocam. Kaleminize kuvvet