İlginç yaşamları olanların hayatları için yapılan bir yakıştırma vardır: Hayatı roman gibi. Recep Tayyip Erdoğan’ın yaşamı için belki de yapılacak en doğru yakıştırma şudur: Hayatı şiir gibi. O şiir okurken sadece kitleleri heyecanlandırmak ve motive etmek için okumuyor. Okuduğu şiirler onun yaşam felsefesi ve hayatının ta kendisidir. 

Büyük şair Necip Fazıl Kısakürek’in ifadesiyle “Öz yurdunda garip, öz yurdunda parya” muamelesi gören kesimlerin içerisinden çıktı. Milletine ve memleketine sevdası olan biriydi. Onun görmek istediği memleketi şair Cahit Sıtkı Tarancı çok güzel ifade etmiştir:
Memleket isterim
Gök mavi, dal yeşil, tarla sarı olsun;
Kuşların çiçeklerin diyarı olsun.
Memleket isterim
Ne başta dert, ne gönülde hasret olsun;
Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.
Memleket isterim
Ne zengin fakir, ne sen ben farkı olsun;
Kış günü herkesin evi barkı olsun.
Memleket isterim
Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun;
Olursa bir şikâyet ölümden olsun.

Sevdası ve hayalleri sadece 814,578 kilometre karelik bu coğrafya ile sınırlı değildi. Onun bu milletin şanlı tarihine dair de sevdaları ve özlemleri vardı. Onun bu özlemlerini Necip Fazıl Kısakürek’in şu dizelerinde bulmak mümkündür:

Şimdi dövün Sakarya, dövünmek vakti bu ân; 
Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri an! 
Hani Yunus Emre ki, kıyında geziyordu; 
Hani ardına çil, çil kubbeler serpen ordu? 
Nerede kardeşlerin, cömert Nil, yeşil Tuna; 
Giden şanlı akıncı, ne gün döner yurduna? 

Bu hayallerini gerçekleştirmek için inançla yola çıktı. Gecesini gündüzüne kattı. Bu yolculukta yaşadığı duyguları şair Necip Fazıl’ın şu dizelerinde çok güzel ifadesini bulmaktaydı:

Bana düşmez can vermek, yumuşak bir kucakta;
Ben bu kaldırımların emzirdiği çocuğum!
Aman, sabah olmasın, bu karanlık sokakta;
Bu karanlık sokakta bitmesin yolculuğum!

Hayalini kurduğu memleketi gerçekleştirmek için milletten destek istedi ve ilk olarak Seçilmiş olduğu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığında kendisinden önceki beceriksiz yönetimlerin adeta yaşanmaz hale getirmiş olduğu İstanbul’u yeniden imar ederek başladı. Fakat okuduğu bir şiir yüzünden tüm muhafazakâr kesimlerin Medrese-i Yusufiye diye tanımladığı ceza evine yolu düştü. Şairler sultanı Necip Fazıl Kısakürek’in ifadesiyle “İlaç kokulu çaydan yudumladı/Altı köşeli kırmızı tuğlaları arşınladı/Aydan farksız olan dakikaları tüketti.” Fakat inancını hiçbir zaman kaybetmedi. Bütün Mehmetlere adeta şöyle seslendi:
Mehmed'im, sevinin, başlar yüksekte! 
Ölsek de sevinin, eve dönsek de! 
Sanma bu tekerlek kalır tümsekte! 
Yarın, elbet bizim, elbet bizimdir! 
Gün doğmuş, gün batmış, ebed bizimdir! 
Cezaevi günleri bittikten sonra virgül koyduğu mücadelesine bütün azmiyle devam etti. Milletinin desteğiyle Başbakanlık makamına geldi. Ve özlemini duyduğu yukarıya aldığımız Cahit Sıtkı’nın şiirinde tasvir edilen o memleketi gerçekleştirmek için kollarını sıvadı, kardeş kavgasına nihayet verdi, milletin huzur ve refah düzeyini cumhuriyet tarihinin en üst düzeyine çıkardı. Ve yine Necip Fazıl’ın yukarıya alıntısını yaptığımız dizelerindeki hayallerini gerçekleştirdi. Ecdat yadigarı Balkanlardaki çil çil kubbeleri yeniden restore etti. 

Bu mücadelesini durdurmak için kendisine komplolar yapıldı, önüne hep barikatlar çıkarılmaya çalışıldı. Fakat O, şair Sezai Karakoç’un şu dizelerde ifade ettiği inanca ve imana sahipti.

Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır 
Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır.
Bu inançla Hak’tan aldığı yardım ve halkın teveccühüyle Çankaya’ya, Cumhurbaşkanlığı makamına çıktı. Onu çok sert mizaçlı olmakla suçlayanlar vardı. Hatta daha ileriye gidilerek diktatörlük ile suçlandı. Fakat bu izansız ve insafsız özelliklerden uzaktı. Onun mizacını, karakterini şair Erdem Beyazıt’ın şu dizeleri çok güzel tarif etmekteydi:
Müslüman yürekler bilirim daha
Kızdı mı cehennem kesilir sevdi mi cennet
Eller bilirim haşin, hoyrat, mert
Alınlar görmüşüm ki vatanımın coğrafyasıdır
Her kırışığı, sorulacak bir hesabı
Her çizgisi, tarihten bir yaprağı anlatır

10 Ağustos seçim zaferinden sonra balkon konuşmasında, kendisine haksızlık ve zulüm edenlere dahi söyledikleri, kardeşleri tarafından kör kuyuya atılan ve daha sonra köle olarak satılan Hz. Yusuf’un kardeşlerine söylediklerine ne kadar da benziyordu. O konuşmanın özetini Şair Erdem Beyazıt’ın şu üç mısrası ile özetlemek mümkün:
Bütün bunların üstüne
Hepsinin üstüne sevda sözleri söylemeliyim.
Vatanım milletim tüm insanlar kardeşlerim.
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.