Nerede  O Eski Ramazanlar..!


11ayın sultanı Ramazan ayı bu yılda geldi şükürler olsun. Tutulan oruçlar, kılınan namazlar, okunan Kur'anlar, teravih namazları kısacası yapılan ibadetler... Tatlı bir telaş kapladı herkesi.
Sıcakta  nasıl oruç tutarız gibi serzenişler yerini nasıl daha fazla ibadet ederim, akan rahmet çeşmesinden kabımı daha fazla doldururum.? yarışına bıraktı.

İnsanların yüzlerinde bir tebessüm ellerinde Kur'anı Kerimlerle mukabelelere koşması, camilerin her namazda cemaatle dolup taşıması, Ramazan'ın bereketini gözler önüne seriyor.
Gönül isterdi ki ömrümüzün her günü her namaz vakti ramazan günleri gibi olsa...
Herkes birbirine tıpkı ramazan ayında imiş gibi güler yüzlü, kibar, nazik, kırıcı olmasa. Ne güzel olurdu değil mi?

Nerde eski bayramlar? derlerya hep...
Bende nerde o eski Ramazanlar?diyorum ve geçmişe gidiyorum.


Ramazan gelmeden önce hazırlıklara başlanırdı benim doğduğum ilçede.
Mahalle sakinlerini bir telaş sarar 3-5 teyzeler toplanır hemen bir hamur yoğurur, Ocak yakılır üzerine saç kapatılır başlarlardı saç ekmeği yapmaya.


"Simdilerde buna yufka deniyor ama bizde saç ekmeği denirdi." 
Bizler etrafına toplanır belki bize de arasına çökelek konularak yapılan yanuç, "Şimdiki adıyla gözleme"  yaparlar da teyzeler yeriz diye beklerdik.
Makarnalar kesilir, mahalle fırınlarında kocaman kocaman somun ekmekler pişirilirdi.

Ramazan'ın ilk sahurunda hiç uyumaz, heyecanla davulcuyu beklerdik. Davulcunun tokmağı davulun deyişiyle buluştuğu an çıkan sese koşar sokağa fırlardık.
Davulcunun manileri dün gibi aklıma yerleşmiş sanki.

"Besmeleyle çıktım yola....
Selam verdim sağa sola. 
A benim beylerim ağalarım,
Ramazan'ı şerifiniz mübarek ola."

Bizim memlekette adettir. Sahurda hamurişi yapılırdı. Rahmetli anacığım bahçeye ocağı yakar üzerine Saç'ı kapatır yanuç, pıtıl, haşhaşlı saçüstüden birini muhakkak yapardı. Üst üste dizer, çayı demler bizlere seslenirdi.

Komşuluk candan öteydi bizim memlekette...
Komşu hastalanmış, sahuru yada iftar yemeğini hazırlayamıyor mu? hemen hamura biraz fazla un katılır, Hamur çoğaltılır, komşunun kapısı çalınırdı.yada yemekler tepsiye konur komşunun evine gönderilirdi.

Bana göre en güzeli teravih namazlarıydı.Erkekler camiye gider, kadınlarda bir evde toplanıp teravih namazı kılardı.
Kadından imam olmayacağı için herkez namazları kılar aralarda topluca salavat getirirlerdi.
Biz çocuklarda sessizce kızlı erkekli dışarı çıkar bir müddet kapının önünde oyun oynar, sıkılınca başladık kapıları çalıp saklanmaya.Teyzeler artık bizden illallah eder, yakaladıkları yerde ellerine kimin çocuğu gelirse gelsin hiç farketmez bir güzel benzetirlerdi.

Selman-i Farisiden nakledilen hadis-i şerifte belirtildiği gibi Ramazan ayının başı rahmet, ortası mağfiret ve sonu cehennem ateşinden korunma olduğunu bilmeden, tekne orucumuzu tutar dayanabilirsek  orucumuzu tamamlar, dayanamadığımız yerde annemiz, babamız yada komşu amcamız iftariyelik vererek orucumuzu satın alırlardı.  Bazı günlerde elimizde iftariyeliklerimizle ezanı caminin bahçesinde beklerdik.

Ne güzel günlerdi o günler...

Bereketin, huzurun, paylaşmanın, barışmanın adıydı Ramazan....
Küsler ramazanda barışır, dostluklar pekişir, olan olmayanla aşını paylaşırdı.
Yıllar geçtikçe özellikle büyükşehirlerde Ramazan ve bayram sanki mahsun, boynu bükük, öksüz kaldı. 
Bazı değerlerimizi yitirmeye başladık.


Belediyelerin, STK lar'ın  verdiği toplu iftarlarda olmasa oruçluya iftar ettirmenin sevabından mahrum kalınacak. 
Bize düşen geleceğimiz çocuklarımıza örnek olup dini örf ve adetlerimizi yaşayarak, çocuklarımıza da miras bırakmaktır. .
Evimize iftara misafir çağırarak, bayramlarda tatil beldelerine koşmayarak geleceğimizin teminatı evlatlarımıza örnek olabiliriz.

Ahh... nerde o ramazanlar, bayramlar dememek için bu güzel günlerimizin kıymetini bilelim yaşayalım, yaşayalım.
Allaha emanet olun. 
Selam ve dua ile hayırlı ramazanlar.

Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Misafir Avatar
Ahmet Eke. 3 ay önce

Bacım maşAllah hafıza hala zehir gibi.
Eline beynine sağlık.ama bir kaç tefurruatı atlamışsın.Mesala Ramanın ilk sahurunda rahmetli anam Tok tutar diye Mutlaka prinç plavı yapardı.(Buda yanlış bilgi,prinç tok tutmaz aksine çok çabuk açıkrırır)demekki benim o yüzden karnım hep zil çalar dayanamayıp anamdan gizli ekmek yer orucu ilk günden bozardım.
İkinçisi Dediğin gibi yoklukdan hep hamur işi,dolayısıyla karbonhidratlarda sahur yapardım.yukarda'ki yazdığın hamur işlerinin yanında uzun lavaşa benzeyen adına"Maymana"dediği sacın üzerinde bir ekmek daha yapardı.Bu genelde sade veya evde çeviz olduğu zaman çevizli olup,katı yağla yağlanmak suretiyle yenirdi,yanındada üzüm pekmezi olduğu zaman rahmetli babam pekmeze bandırarak yemekden büyük haz alırdı.yide pişi içi boş veya evde peynir çökelek varsa bunlarla yapılıp yenirdi.pişi yağı tavada yağda kızarttıldığından dolayı yağı çok şeker pişi yediğimiz gün üzerimize bir ağırlık çöke,onu hazmedinceye kadar uzun süre mide rahatsız olurdu.
Ramazan yaz mevsimine geldiği zaman esas işin zoru bizler için başlıyordu.Tam tütün dikme ve kırma zamanında ben dayanamaz çoğu zaman gizli,gizli frından aldığımım ramazan pidesini yerdim.Bizim için çoçukluk hiç kolay değildi.hiç bir zaman Tütün tarlasından dolayı ne çocukluğumuzu,ne gençliğimizi yaşayabildik.İnan okulların tatil olmasını hiç istemezdim.bilirdimki okullar tatil olduğu an bizler doğru tütün tarlasına.o sıcakda,yaz günü kara sabanın küçüğüne adeta bir at gibi koşulup akşama kadar oruç ağız tütün cızası çekmek hiç kolay değildi.