Mor Gün

Yüzyıllardan beri bilinen epilepsiyi, Kanadalı 12 yaşındaki Cassidy Megan’ın kendisinin diğerlerinden farkı olmadığını,

epilepsililerin yalnız olmadığını göstermek amacıyla 2008 yılında başlattığı mor gün ile dünya beyin günü, tüm dünya

kabul etmiştir.

Yalnızlığı ifade eden mor renk, eskiden beri süreyip gelen lavanta çiçeğini ve bu rengin duygusallığını temsil eder.

Yalnızlığı dünyanın birçok yerindeki epilepsililer aynı şekilde hisseder. Toplumdaki mahalle baskılarının arttığı

yerlerde, yalnızlığın yanına sırayla, stigma, izolasyon, ansiyete bozukluğu, depresyon ve en sonunda intihar da

gözlemlenebilir.

Yalnız kalmak isteyip, kişinin kendisini bir kenara çekmesi, mantıklı düşünme, karar verme, kafayı dinleme için, ilaç

gibidir ama kendi istediği ile değil de, mecbur hissedilerek yalnız kalmak; çok tehlikelidir! Kişinin kendini toplumda

yalnız hissederek; yalnız kalması, yaşadıklarını paylaşacağı kişilerin olmamasından kaynaklanır. Buradaki sorun; kişinin

sorunu yaşarken, başkasının kendisini anlamadığı fikridir! Birçok kişi ‘beni toplumdan dışlarlarsa’ diye en yakını olan

kişilere bile epilepsiyle ilgili sorunlarını anlatamaz. Herkes bilir ki, üzüntüler paylaştıkça azalır ama paylaşmazsak, her

geçen gün sırtımızda taşıdığımız yük artar; artar! İşte bu nokta kırılma noktasıdır…

Yalnızlığı hisseden kişilerde stigma olayı başlar ve 2 ayrı düşünce ortaya çıkar. Anlarlarsa, ailelem zor durumda kalır.

Diğeri ise, epilepsili olduğumu anlarlarsa, beni toplumdan dışlarlar. Bu baskıyı içinde hisseden kişi bir süre sonra

kendisini toplumdan dışlamak ister!

Dışlanma başlayınca, kişi kendisini eve kapatmak ister ve hem kendisi, hem de ailesini zor durumda bırakmamak için,

kendisini eve kapatmaya mecbur hisseder. İşte bu yalnızlık, kişilerin dünyalarının küçülmesine, düşüncelerinin

azalmasına, kendi kendine konuşmaya başlamasına, sürekli hayal ȃleminde yaşamasına, bunun sonucunda bunu

görmüştüm (deja vu) veya birşeyleri unutmak isteyip; daha önce görmedim, hatırlamıyorum (jamais vu ) zihniyeti

oluşmaya başlıyor. Çünkü tek başına evde yapabileceği bir şey yok ve o kişinin kitap okumaya aklını bile

toplayabilecek cesareti bile yok! Hatta evdeki bireylerle konuşunca, epilepsi, nöbet gibi sorular gelebilir diye, onlarla

bile konuşmak istemeyen bir birey ortaya çıkacak. Değil çevrede, sosyal medyada bile paylaşım yapacak cesareti

kalmayacak! Kısaca şu andan sonra izolasyon yaşanacak!

İzolasyonun yaşanmasının akabinde, kişilerde anksiyete bozukluğu başlar… Anksiyete bozukluğu ile her konuşulandan

bir anlam çıkaran, sürekli farklı yorumlayan, aşırı endişeli kişilerin ortaya çıkması durumudur. Yalnız kaldık ve kafamız

sürekli nöbetle, stigmayla, yalnızlıkla meşguldü ve anksiyete ile tedirginlikler, şüpheler de üstüne eklendi. Bunun

sonucunda, kişiler depresyona girmeye başladı…. En geç bu dönemde psikiyatrik tedaviye başlanmış olmalı ki; kötüye

gidiş durdurulabilsin... Bu nokta artık kırmızı çizgidir!

Depresyona giren kişilerde, güçsüzlük, uykusuzluk, duygudurum bozuklukları gibi durumlar ortaya çıkar. Tabi bunlar

korkuyu da yanına alır! Korku ile depresyonun bileşkesi en tehlikeli noktaya bizi sürükler!

Son nokta dediğimiz yerin adı; intihardır! Epilepsililerin dünyada ve ülkemizde intiharlarda 1. sırada olduğunu

üzülerek hatırlatıyorum…

O zaman ne yapmalıyız? Mor gün olduğuna göre nasıl olumlu bakarız? Bizler sizlere ne tavsiye ediyoruz; buradan

bakalım…

 Epilepsiyi duydum; çok üzüldüm ama sonra ailem ile paylaştım ve KABULLENDİM.

 Kabullendiğim için TOPLUMUN İÇİNE GİRDİM.

 Topluma girdiğim için, toplumdan İZOLE OLMADIM.

 Artık herkese kendi durumunu anlatırken, karşımdakiler de bana durumlarını anlatıyor ve paylaşım ile

YÜKÜM AZALIYOR.

 Yüküm azaldıkça, kendimi psikolojik olarak daha iyi hissediyor, daha mutlu oluyorum. Yani kendimi DAHA İYİ

HİSSEDİYORUM.

 Biliyorum ki; nöbetlerin çoğu üzüntü, sevinç, korku, uykusuzluk gibi nedenlerle geliyor! Daha iyi hissettikçe

NÖBETLERİM AZALIYOR.

 Nöbetler azaldıkça, İLAÇLARIM AZALIYOR.

 İlaçlarım azaldıkça, YAN ETKİLERİ AZALIYOR.

 Yan etki azaldıkça, iş hayatı, sosyal hayat gibi görevlere katılmak, sosyal sorumluluk alma görevi hissediliyor

ve bakış açım değiştiği için, dünyadan TALEPLERİM, HAYALLERİM ARTIYOR.

Şimdi MOR GÜNDE beraber düşüneceğiz, yalnızlıkları mantıklı düşünme, karar verme, kafayı dinleme için yapalım;

kendimizi izole etmek için değil! Her zaman savunduğum bir fikir var… Hastalığın %50’lik kısmı doktor, ilaç, eeg, mr

gibi etkenlerden, %50’lik kısmı ise, ilacın vaktinde kullanımı, kişinin olumlu yaklaşımı, uyarıcı maddelerle çok samimi

olmama durumudur. Sen %50’lik kısmını yaparsan, doktor zaten %50’lik kısmını yapıyor. Sen iyileşmek istiyor musun?

Mor renge, yalnızlığa hangi açıdan bakıyorsun? Ben, karar vermek, kafamı dinlemek için kullanıyorum ve çok güzel

sonuçlar alıyorum! Seçimi epilepsili olarak sen yapacaksın! Bizim yürüdüğümüz olumlu yolda yürümeye var mısın?

Cassidy Megan’ın dediği gibi, epilepsililerin hiç kimseden, hiçbir farkı yok! Başını çevirdiğin zaman göreceksin; yalnız

değilsin! Dünya Beyin Günü olan 26 Mart farkındalık günümüz; MOR GÜNÜMÜZ güzel yarınlara vesile olsun!

Sevgiler…

Ebru ÖZTÜRK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.