Kâinatın Mutlak Hâkimi Allah'tır

Bir kişi, bir işi yaparken veya yapmak üzereyken, ya da ilerde yapmak için çareler düşünürken; birisinin uyarı mahiyetinde, bu işlerin başına sıkıntılar açabileceğini söylemesi o kişinin "Keyfim bilir, istediğimi yaparım! “diyerek cevaplaması, onu özgür kılmaz

Yani yapılan değerlendirmeler, verilen kararlar, olacak tercihler, izlenen paradigmalar, sizce özgür irademizle mı var oluyor?

Ailevi ya da çevresel, edindiğimiz bilgilerin etkisinden kurtulup; bu bilgilerin dışında bağımsız teoriler üreterek, pratik platformlarda tahakkuk edebilme gibi bir şansımız kaçta kaçtır? İçten geldiği gibi davranışlar sergilemek, kişinin kendine bağımlı olduğunun bir göstergesi değil midir?

Mesela kalabalık bir yerde, kafaya estiği gibi yüksek sesle şarkı söylenemiyorsa, bireysel özgürlük diye bir kavramdan söz edilemez. Birinci örnekte içsel dürtülere; ikinci örnekte toplumsal ahlak ve kurallara bağımlıyız

Evet, Yüce Allah'ın biz insanlara verdiği bir cüz-i irade vardır. Bunu da çeşitli şekillerde kullanıyoruz, Peki, arabanıza binip bir yola çıktınız diyelim.. Az sonra bir başka araçla çarpışıp, belki ölümle sonuçlanacak bir kaza olacağını önceden bilebilir misiniz?..

Her insanda, kendini özgür hissetmenin yanı sıra; bir de sahip olma içgüdüsü mevcuttur. Bu iki duygunun tam anlamıyla yaşam alanında tamamen tatbik edilmesi diye bir durum söz konusu değildir.

Her gün tel tel dökülen saçlarımız üzerinde bir irade ortaya koymakta aciz iken, nasıl olurda sahiplenmek gibi bir olgudan bahsedebilir.

Bedenimizi biz yapmadık ki, onu istimal etmede tasarruf sahibi olalım. Bize, İlahi emirler doğrultusunda işlenip, dizayn edilerek emanet edilmiştir.

Ve yine İlahi direktifler istikametinde Allah'ın buyrukları baz alınarak bir kullanım söz konusudur.

Kula verilen her şey güzel amaçlar içindir. Bunun tersi yaratılışa aykırılığı tezahür ettirir. Böyle olunca da bir hesap vermenin doğallığı kaçınılmaz olur.

Biz, bize emanet verilen ruhu ve ona giydirilen beden elbisesini doğru kullanarak, Allah'ın hedef gösterdiği menzile ulaştırmakla mükellef yolcularız.

Yine bu yolculukta bize doğru yönü gösterecek birçok rehber, yol haritası bir o kadar pusula, adım adım gideceğimiz yere kadar bize eşlik edip, o emanetleri asıl sahibine ulaştırmak içindir.

İlahi irade doğrultusunda tam ve eksiksiz verilecek emanetlerin yerine ulaştırılır olmasının sonucu bir İlahi memnuniyeti arz ettirir ki; bunun sonucu elbette cennete girmek gibi bir mükâfattır. İşte asıl amaç ta budur zaten.

Burada hangimiz ellerimizle yaptığımız eserlerin tahrif edilip, kötü amaçlar için kullanılmasını isteriz ki!..

Bu söz konusu eserler herhangi birine nasıl emanet verildiyse; ondan aynı şekilde bir iadesi gerekmez mi?

Cennet insanların ebedi yaşayabileceği asli yurdudur. İnsan bedeni verilen tüm donanımlarıyla cennetteki yaşayış tarzına göre yaratılmıştır.

Dünya yurdu geçicidir. Burada bir sınav testinden sonra alınacak puanlar, öbür dünyada ki konumumuzu belirleyen kazanımlar olacaktır.

Yani biz bu dünyada ne özgür; nede her şeye sahibiz. Her şeyin asıl ve tek mutlak sahibi Allah’tır. Bize düşen, verilen emanetleri olduğu gibi teslim edip, İlahi memnuniyeti tesis etmek için çabalamaktır. Cennet Ancak ve ancak bu şekilde kazanılır. Bu dünyada verilen her şeyi Rıza-i İlahi için bir ticarette sermaye yaparak, yüz akıyla huzur-i Rahman'a çıkmaktır asıl olan. Nasıl ki sevdiğimiz bir filmi seyretmek için bir miktar para harcayıp, bir bilet alıyor o şekilde sinemaya girebiliyorsak; herhâlde "cennette girmek için Allah yolunda olağanüstü bir çabanın olması gerekir.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.