Hayat dediğin bir çay, İnsan ise sadece bir şeker, Karıştırtıkça hayattan tat aldığını sanırsın,
Oysaki; Hayatın seni erittiğini çay bitince anlarsın!
Kula bela gelmez HAK yazmadıkça, Hak bela yazmaz kul azmadıkça.
Hak kelamı okumayı bilmeyen nadan olur, Sureti insane benzer, kendisi hayvan olur.
KAVGAYI; Bir yaprağın üzerine yazmak isterdim, Sonbahar gelince yaprak kurusun dökülsün diye.
ÖFKEYİ; Bir bulutun üzerine yazmak isterdim, Yağmur yağınca bulut yok olsun diye. NEFRETİ; Karlar üzerine yazmak isterdim,
Güneş açınca karlar erisin diye. DOSTLUĞU ve SEVGİYİ; Yeni doğmuş tüm bebeklerin yüreğine yazmak isterdim, Onlar birlikte büyüsün bütün dünyayı sarsın diye.
Kefene sarılmadan önce, bir gönüle sarılmak lazım, Kalp kırmadan önce, gönül almayı bilmek lazım, Ne oldum demeden önce, ne olacağım demek lazım, Yanlışa düşmeden önce, doğru olmayı bilmek lazım,
Sevilmeyi istemeden önce, sevmeyi bilmek lazım.
Hoca Ahmet YESEVİ’ye sorarlar; Müslüman mısın? Hoca cevap verir. Elhemdülillah önce TÜRKÜM sonra MÜSLÜMANIM. Hoca TÜRK’lüğü, neden karıştırıyorsun derler. Hoca derki:TÜRK’LÜK doğuşumdandır, kaderdir. Müslümanlık tercihtir.
Bilim ve sanat bir kuşun kanadı gibidir. Bu iki kanadı kullanabilen toplumlar, uçar ve özgür olurlar.
Uçamayanlar ise tavuk olur. Tavuk toplum, önüne atılan bir avuç yemi gagalarken, arkadan yumurtalarının alındığının farkına bile varmaz.
Lokman Hekim, oğluna dedi ki oğlum! Hayatta üç şeyden taviz verme;
1.En iyi yemeği yemekten,
2.En konforlu yatakta uyumaktan,
3.En lüks evde oturmaktan. Oğlu “Babacığım biz fakiriz, peki ben bunu nasıl gerçekleştireceğim” deyince, Lokman Hekim;
Sadece acıktığında yemek yersen, en iyi yemeği yemiş olurusun.
Çok çalışıp yorgun bir vaziyette uyursan, en konforlu yatakta uyumuş olursun.
İnsanlara iyi muamele yaparsan, onların kalbinde yer edersin.Böylece de en lüks evde oturmuş olursun.

BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

DEĞERLER EĞİTİMİ
Bugün toplum olarak en büyük sıkıntımız; karşı karşıya kaldığımız problemler karşısında çözüm üretemememizdir. Değerlerimizi tam olarak belirler ve gençlerimize bunların eğitimini verebilirsek sıkıntıların üstesinden geliriz.
Önce değerlerimiz nelerdir?Belirleyelim ve nasıl bir yol izlememiz gerektiğini kısaca özetleyelim. 
DEĞERLERİMİZ:
1.TÜRKLÜK BİLİNCİ.
2. BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM. (BESMELE ÇEKMEK)
3.DOĞRU DİN ANLAYIŞI, İSLAM İNANCININ DOĞRU YORUMLANMASI, KUR’AN ÖĞRETİLMESİ.
4.VATAN KAVRAMININ KUTSALLIĞI, ŞEHİTLİK, GAZİLİK.
5.TÜRK DİLİNİN ÖNEMİ VE DİLE SAHİP ÇIKILMASI.
6.HELAL VE HARAMLAR, SORUMLULUK DUYGUSU.
Bu değerlerimize ne kadar sahip çıkabiliyoruz? Okullarımız da çocuklarımıza, gençlerimize bu eğitimleri yeteri kadar verebiliyor muyuz?

1.TÜRKLÜK BİLİNCİ:
Hepinizin malumu son yıllarda çocuklarımıza, gençlerimize TÜRKLÜK BİLİNCİ verme yerine bu kavrama maalesef savaş açılmıştır.Nasıl mı ? Bu ülkede birileri çıktı: “NE MUTLU TÜRKÜM” derseniz birileride çıkar “NE MUTLUKÜRDÜM” der yaklaşımıyla dağlarda, okul girişlerinden, şehir girişlerinden Ne Mutlu Türküm yazılarını kaldırdılar.
Yetmedi;İlköğretim okullarda; öğrenciler tarafından toplu olarak söylenen, ANDIMIZ’ı kaldırdılar.TÜRKÜM, DOĞRUYUM, ÇALIŞKANIM……… VARLIĞIM TÜRK VARLIĞINA ARMAĞAN OLSUN. Türkiye Cumhuriyeti okullarında çocuklara bu ruhun verilmesinin önüne set çekildi.
Rahmetli Turgut ÖZAL döneminde;Japonya’dan Türkiye’ye bir heyet gelir.Japon Eğitim uzmanı Türkiye’nin eğitim sisteminde milli bir ruh olmadığını söyler.Bunun üzerine rahmetli Turgut Özal nasıl diye sorar?
Japon eğitim uzmanı şöyle cevap verir.Biz okula başlayan çocuklara milli ruh şoklaması yaparak işe başlarız.Nasıl?
Çocukları hızlı trene bindirerek, dev fabrikalarımıza götürürüz.Teknoloji merkezlerimizi gezdirerek, ülkemizin gücünü gösteririz.
Sonra bu yavrularımızı Hiroşima ve Nagazaki’ye götürür, yılların tahribatını gösterir ve onlara şunları anlatırız.
Eğer sizler çalışmazsanız, bilinçlenmezseniz bugünün ve geleceğin teknolojilerine sahip olamazsanız, sonunuz böyle olur.
Heyette bulunan Türk müşteşar hemen atılır. Ama bizim Hiroşima’mız yok ki. Japon eğitim uzmanının cevabı kanımızı donduracak cinsten.
“Sizin Çanakkale’niz on Hiroşima Eder”
Bu hususla ilgili hepinizin dikkatini çekecek ilköğretim okullarında öğrencilere verilen fişlerde ne yazdığına değinmek istiyorum;
JAPON İLKÖĞRETİM OKULLARI FİŞLERİNDE;
Yaşamak için üreteceksiniz.
İNGİLTERE İLKÖĞRETİM OKULLARI FİŞLERİNDE;
Geçmişini bilmeyen, geleceğini tayin edemez.
TÜRKİYE İLKÖĞRETİM OKULLARI FİŞLERİNDE;
Ali ata bak.Ali topu tut.
SONUÇ ;
1)Ali GANYAN bayinde, Japon Teknoloji fuarında, İngiliz Pazar arayışında.
2)Çocuklarımızın ve gençlerimizin hatta toplumun eğitim durumu ile ilgili çarpıcı istatistiki bilgilere de burada yer vermek istiyorum.
Kitap okuma oranı % 1
Sanat etkinliklerine katılma oranı % 1
Gazete okuma oranı % 0,3
Müze dolaşma oranı % 0,1
TV izleme oranı % 78
Evlilik programlarını izleme oranı % 76,1
Haber izleme oranı % 32
Belgesel izleme oranı % 1
İnternet ortamında;
Kültür sanat haberlerine ilgi% 0,01
Siyasi haberlere ilgi% 39
Dini haberlere ilgi% 78
Pornografiye ilgi% 80
Halkın borçluluk oranı% 78,3
3)65 ülke gençleri arasında yapılan yarışmada Türkiye;
Fen Bilimleri dalında 43’üncü,
Matematik dalında 44’ üncü,
Kendi dilinde okuduğunu anlamada 42’ inci olmuştur.
Bu verilerle gelecekte dünyanın en büyük 10 ekonomisi içerisine girmek mümkün olur mu?
Çocuk deyip geçmeyelim, hafife alamayalım.
Peygamber Efendimiz (S.A.S) bir gün ashabına yatsı namazını kıldırmak üzere kucağında torunuyla Mescid-i Nebevi’ye gelir.Namaz esnasında secdelerden birini alışılmışın dışında uzatır.Öyle ki ashap, Allah Resulü’ne bir şey oldu, ya da vahi indi diye düşünmeye başlar.Nihayet namaz bitince sahabe-i güzün Efendimize secdeyi neden uzattıklarını sorarlar.
Rahmet Elçisi, şöyle cevap verir; “Durum düşündüğünüz gibi değildir.Secdeye vardığımda sevgili torunum sırtıma çıkmıştı.Gönlü hoş olsun, düşüp canı incinmesin diye yere inmesini bekledim.”
Yüce kitabımız Kuran’I Kerimin ifadesiyle; yavrularımız,gözlerimizin nurudur, kalplerimizin sürurudur.Onlar dünya hayatımızın süsüdür.
Çocuklarımız, bizlere Allah’ın en önemli emanetlerinden biridir.
Bu yüzden müminler olarak bizler,kulaklarına okuduğumuz ilk ezanla ciğerparelerimizi İslam’a çağırırız.Bu çağrıya fıtratıyla icabet eden her çocuk sevmeyi, inanmayı, güvenmeyi bizden öğrenir.
Onların yaratılışını bozmadan ruhunu beslemek bize düşer.Onlara Rabbini tanıtmak, Peygamberimizi tanıtmak, Türklük bilinci aşılamak, ibadet alışkanlığı kazandırmak, güzel ahlak ile donatmak bizim görevimizdir.Görevimiz Ali’yi GANYAN bayisine göndermek değildir.
Ayrıca çocuklarımızda, gençlerimizde Türk’lük bilinci oluşturmak üzere Türk Cumhuriyetleri ile ilişkilerden sorumlu Devlet Bakanlığı daha aktif olmalıdır.Avrupa Birliğine üye olmak için boşa harcadığımız enerjiyi TÜRK BİRLİĞİ oluşturmak için kullanalım.
Türk Cumhuriyetlerinde ortak Eğitim Kurumları oluşturmak suretiyle gençlerinkaynaşmasını, birbirlerini muhabbetle kucaklamalarını sağlayalım.Gelecek için birliğin temel taşlarını atalım.
2. BESMELE ÇEKMEK (BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM):
Yüce Rabbimiz, Kuran’ı Kerim’de bizlere kendisine sadakatimizin ifadesi olan bir cümle öğretmiştir.
Bu cümle, “Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla” anlamındaki besmelidir.
Besmele, tıpkı kelime-i şehadet gibi, kelime-i tevhid gibi Din-i Mübin-i İslamin sembollerinden biridir.
Besmele, Allah’a dayanıp güvenmenin, teslimiyetin, O’nun engin rahmeti ve merhametine sığınmanın adıdır. Besmele her hayrın anahtarıdır. Özellikle evlerimizde ve ilköğretim okullarımızda çocuklarımıza BESMELE’yi öğretmemiz son derece önemlidir.
Resul-i Ekrem (S.A.S) Efendimiz, bu hususu şu şekilde ifade etmiştir.
“Allah’ın adıyla başlamayan her söz ve iş bereketsizdir, sonuçsuzdur.”
Akıllara şöyle bir soru gelebilir.LAİK bir ülkede, okullarda besmele’nin öğretilmesi olur mu? Bal gibi olur.Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının nüfus cüzdanından dini İSLAM’ı kaldıranlara karşı vatandaşları duyarlı olmaya davet ediyorum.
Azınlıklara, başka dini inanaçlara göre; nufüs cüzdanlarını ve eğitim sistemini düzenlemeye kalkışırsak, o zamanTürkiye Cumhuriyeti Devletinin adını tartışmaya açmış oluruz.Ayrıca Ana Dilde Eğitim isteklerine de kapı aralamış oluruz.
Çocuklarımızı, gençlerimizi kendi ellerimizle cemaatlerin kucaklarına itmiş oluruz.
3.DOĞRU DİN ANLAYIŞI, İSLAM İNANCININ DOĞRU YORUMLANMASI, KUR’AN ÖĞRETİLMESİ:
Gerek beşeri gerek ilahi bütün dinler zamanla insanların bozgunculuğuna uğramışlardır.
Her din zaman geçtikçe hem kötü hemde iyi niyetliler eliyle kaynağından koparılmıştır.
İslamdan önceki dinler “Yahudilik”  ve “Hristiyanlık” bilindiği gibi çok büyük ölçüde aslını yitirmiş, kitapları Tevrat ve İncil de birer beşeri metin durumuna düşmüştür.
İslam’ın kitabını aynı muameleye tabi tutmak mümkün değildir.Çünkü onun kıyamete kadar koruyuculuğunu Yüce Allah (CC) bizzat taahhüt etmiştir.
İnsanoğlu Kur’ana dokunamamış ama yapacağından da geri durmamıştır.
Peygamberimiz döneminde; önce Cuma namazı kılınır sonra hutbe okunurmuş. Ancak Emeviler döneminde bu durum önce hutbe sonra, Cuma namazı olarak değiştirilmiştir. Günümüzde de bu şekilde uygulanmaktadır.
Türkler, İslamdan önce çeşitli dinlere girmişlerdir. Müslüman olduktan sonra eski dinlerini bazı inançlarını devam ettirmişlerdir. Günümüze kadar gelen bu inançlardan bazıları şunlardır.
a.Türbelere ve kutsal sayılan ağaç ve çalılara bez parçası bağlama adeti.
b.Nuska ve Tılsımlara inanma.
c.Uğur getirdiğine ve koruyucu olduğuna inanılan Mavi Boncuk at nalı takmak.
d.Bazı hastalıkların tedavisi için tütsü yapma, kurşun dökme adeti.
e.Doğum öncesi ve sonrası lohusalar için söylenen Alkarısı ve Albastı hastalığı için izlenen yöntem.
Ayrıca geçmişe dönük hafızalarımızı zorladığımızda;
Bugün 40-50 yaşlarındakiler, dünyanın yuvarlak olmadığına dair ayet okuyan, teknolojik icatların nimetlerini gavur icadı gerekçesi ile kullanmanın haramlılığına fetva veren, bu taassupla otomobile binmeyen, telefon, radyo, televizyon kullanmayan hoca efendileri çok iyi hatırlarlar.
1575 yılında Muhammed Takiyyuddin Raşid tarafından tophane sırtlarına kurulan rasathane, dört yıl sonra Padişah 3.’üncü Murad’ın fermanı ile Kılıç Ali Paşa tarafından topa tutularak yıkılmıştır. Şeyhülislam Ahmed Şemsettin Efendi, padişah3.’üncü Murad’a “Gökyüzünün sırlarını araştıran devletler iflaholmamıştır.”Mealindeki bir mektupla ferman çıkarmıştır.
Kadının yüzü haramdır, demişiz uzun süre sonra “Yüzü değil, saçı haram” demişiz. Bugün Afganistan’da kadınların yüzü haram kabul edilerek, kadınların yüzlerini burka ile kapatmaları mecburiyeti vardır.Suudi Arabistan da kadınların araç kullanabilmelerine Eylül 2017’de karar verilmiştir.
Ülkemizde kadından lider, devlet başkanı olmaz diyenler vardır. Bu kişilere Kur’anı Kerim Neml suresi 22’den 44’ üncü ayete kadar olan kısımları okumalarını tavsiye ederim.
Kadının yerinin evi olduğunu, evden dışarı çıkmasının caiz olmadığını, çalışma hayatına katılmasının doğru olmadığını din adına ifade edenler mevcuttur.
Helaller ve haramlar mezheplere, cemaatlere göre değişmektedir. Bu nasıl bir İslam anlayışı, demekten kendimizi alamıyoruz.
Dinimizin Kur’andan sonra ikinci derecedeki kaynağı“SÜNNETTİR”.Bu hususla ilgili din adamları tarafından, kabile, soy, sop yüceltmek, yaşadığı şehri öne çıkarmak üzere hadis uydurmacılığı yapılmıştır. Bu hususla ilgili hepinizin dikkatini çekeceğine inandığım bir örnek vermek istiyorum.
Şia’nın Hz. Ali’yi yüceltmek maksadı ile uydurduğu bir hadis şöyledir;
Hz. Peygamber (S.A.V) Veda Haccın’dan dönerken Gadir-ı Hum’da  bir müddet mola vermiş ve o esnada Hz. Ali’nin elini tutarak “Ali benim vasım, kardeşim ve benden sonraki halifemdir. Onun sözlerini dinleyiniz ve ona itaat ediniz” buyuruyorlar.Fakat Şia’nın iddiasına göre Ali karşıtları bu hadisi gizleyip, Hz Ebu Bekir’i halife seçiyorlar.
Buna mukabil Sunni kesimde kendi tezlerine destek olmak üzere Hz Ebu Bekir’i ve Hz Ömer’i yücelten hadisler uydurmaktan geri kalmamışlardır. Ebu Hureyre’denrivayet edildiğini iddia ettikleri hadisde şöyledir:
“Dünya semalarında 80 milyon melek vardır ki, bunlar Hz.Ebu Bekir ile Hz.Ömer’i sevenlerin affedilmesi için dua ederler.İkinci kat gökteki 80 milyon melekte onları sevmeyenleri lanetler”
“İyi niyetli zuht ve takva sahibi kimselerde sırf İslam’ahizmet saiki ile hadis uydurmuşlardır.Bu tür hadis uydurucuların niyetleri iyi olmasına rağmen İslama zarar vermişleridir.İnsanları ibadete özendirip çirkin işlerden uzaklaştıracaklarını zannederken ölçüyü kaçırmış ve akılalmaz yalanlarla insanlığı sapkınlığa sürüklemişlerdir.Olur olmaz yerde cennet vadeden, aynı şekilde cehennem ile korkutan hadisler yaymışlardır.
Mesela “Her kim pazartesi günü dört rekat namaz kılar ve her rekatta Fatiha, Ayetü’l – Kürsi, Kulhuvallahuehad, Kuleuzubirabbil-Felak, Kul euzu birabbin-Nası birer defa okur ve selam verdiğinde on defa istigfar eder ve on defada salavat getirirse, bütün günahları affolur.”
Allah bizi dinimizi yozlaştıranların tuzağına düşmekten korusun.Çocuklarımıza, gençlerimize Kur’an okumayı nasip etsin.Sorumluluk taşıyan herkesi bu konuda göreve çağrıyorum.Bir badireyi atlattık, yarın geç olabilir.
4.VATAN KAVRAMININ KUTSALLIĞI, ŞEHİTLİK GAZİLİK:
Vatan ve yurt, üzerinde kendi egemenliğine sahip bir milletin yaşadığı, belirli sınırlarla çevrilmiş topraklardır.
Vatan basit bir toprak parçası değildir. Manevi bir yönü de vardır. Yüzyıllarca atalarımız üzerinde yaşamıştır. Her yanı ayrı bir eşsiz hatıra ile doludur. Vatan kutsaldır.
Üstünde bayrağımız dalgalansın diye, nice canlar verdik. Toprakların altında nice şehitler yatmaktadır.
Her milletin vatanı kendisi için kutsaldır, kıymetlidir.
İşte burada dur demek geliyor içimden.Ege’de Yunanistan tarafından 18 ada işgal edilirken, Süleyman Şah türbesi taşınırken, türbenin bulunduğu yerler terk edilirken, bir başka deyişle bu ülke insanının kutsalı çiğnenirken sen ne yaptın?
Atalarımız vatanı savunmanın, Allah emri olduğunu; bu yolda ölmenin ise, şehitlik gibi son derece üstün bir dereceye kavuşmak anlamına geldiğine inanmışlardır.
Allah yolunda öldürülenler için, “ölüler” demeyin; aksine onlar diridirler, ama siz farkında değilsiniz.(Bakara 2/154)
Türk Milleti için “ŞEHİTLER NURLANMIŞ”, “GAZİLER ŞEREFLENMİŞ” şahıslar demektir.
Allah’ın adını ve dinini yüceltmek veya Allah’ın koymuş olduğu değerleri korumak ve yaymak uğruna Allah’ın ve Müslümanların düşmanlarına karşı mücadele eden, savaşan kişilere GAZİ, hayatlarına kaybedenlere ŞEHİT denir.
Devlet kurmak zor iştir. Günümüzde ise devleti korumak ve yaşatmak devlet kurmaktan daha zor hale gelmiştir.
Tarihte büyük devletler kurmuş olan Türk Milleti “Ölürsem Şehit, kalırsam Gazi”duygusuyla büyük zaferler kazanmış, üstün medeniyetler kurmuş, üç kıtada at oynatarak yüzyıllarca dünya hakimiyetini sürdürmüştür.
Kutsal Kitabımız Kuran-ı Kerim’in bir çok ayeti ŞEHİTLİK ve GAZİLİK ile ilgili bizim rehberimiz olmalıdır. Hadisler aynı şekilde çocuklarımıza ve gençlerimize öğretilmelidir.
Ayetler:Ali İmran suresi 156.Ayet, Nisa Suresi 74.Ayet
Tevbe Suresi 20-24-42-44 Ayetler, Hac Suresi 39’uncu Ayet
Tevbe Suresi 9/111, Bakara Suresi (2/154), Nisa Suresi (4/95)
Bugün zorlu bir süreçten, ağır bir imtihandan geçiyoruz.
Bizi birbirimize düşürmek, gücümüzü zayıflatmak, kardeşi kardeşe kırdırmak isteyenler var.
Karanlık oyunları ile bu aziz milleti korkutmaya, yıldırmaya, bezdirmeye ve yok etmeye yeltenenler var.
Evlatlarımızı hain emellerine alet eden şer odakları var.
Şer odaklarının hesaplarını bozmak için askerlerimiz, polislerimiz, nice masum evlatlarımız şehadet şerbetini içmektedir.
Hergün şehit cenazeleri gelirken, analar, babalar ağlarken birileri çıkıp İNSANSIZ HAVA ARAÇLARI İLE YAPILAN OPERASYONLAR’la masum insanların öldürüldüklerini söyleyebiliyor. Bu zihniyeti kınayacak nesiller yetiştirmeliyiz.
Gerekli bilgi, beceri ve eğitimi almadan bölgeye asker ve polis evlatlarımızda gönderilmemelidir.
ŞEHİTLERLE İLGİLİ BİR GÖRÜŞÜ DİLE GETİRMEK İSTİYORUM;
                          (Şehit cenazesi Töreni)
 Yanlış tarafa soruyorsun hoca! 
Yirmi yaşında fidan gibi şehit arkanda; sen sen dönmüş: Onu hayatının baharında al bayrağa saldıranlardan helallik istiyorsun. Yaptığın yanlış hoca, hem de çok yanlış!
Onların onda ne hakları var ki? Dön arkanı o kalabalığı, o ruhsuz kalabalığa şehidi al karşına ve...Helalliği O’ndan iste.
Sor şimdi o bayrağa sarılı yiğide de ki;
Sen vatan için şehit düşerken ‘’bedelli’’ diye ayrıcalık yapanlara,
Dağlarımızdan ‘’Ne Mutlu Türküm Diyene’’ yazısını kaldırıp ‘’biji apo’’ yazdıranlara,
Sana ‘’kelle’’ bebek katiline ‘’sayın’’ diyenlere,
Birkaç ‘’Mehmet şehit oldudiye meclisi toplayamayız’’ diyenleri, tekrar tekrar vekil olarak meclise sokanlara,
Sen kuru kumanya ile yetinirken aksırıp tıksırıp çatlayıncaya kadar vatani yiyenlere, 
Senin şehit haberin üçüncü sayfalara düşerken seni vuran hainlerin şehitlik(!) kurmalarını seyredenlere,
Kanınla suladığın topraklardan ay-yıldızı indirip, yerine bölücü paçavraları astıranlara,
Yurdun bir bölgesinde her gün millete ve vatana hakaret edilirken, devlete meydan okunurken bazı ruhsuzların, koltuklarını korumak için seyretmelerine,
Sen bu Vatan bu bayrak için can verirken, senin cenazene dahi can korkusuyla koruma ordusuyla gelenlere,
Bunları hala alkışlayıp destekleyenlere, 
Hakkını helal ediyor musun yiğidim? Eğil hoca eğil. Kulak ver bu tabuta; ne diyor o yiğit. Haydi şimdi dön, yüreğin varsa, duyduklarını CENAZEYE GELEN O ‘’ZEVATA’’ DA SÖYLE! ve sor; ne yüzle geldiniz buraya. 
5.TÜRK DİLİNİN ÖNEMİ VE DİLE SAHİP ÇIKILMASI:
Dile tahakküm, hakikatte fikre ve vicdana tahakkümdür. Bu ise tahakkümlerin en ağırıdır.
Martin Luther King der ki; “Ölmeye değer gayesi olmayan insanların, yaşamaya değer bir gayeleri olmaz.” 
Büyük davalar, büyük adamlar ister. Büyük fetihler, Sultan Fatih’ler ister. Büyük değişimler Mustafa KEMAL’ler ister.
Fransız General Arthur diyor ki: “Yıllar cildi buruşturur, fakat idealsizlik ruhu öldürür.”
Ünlü Filozof Eflatun “Gövdeyi öldürenden çok ruhu öldürenden korkun. Ölümlerin en korkuncu ruhun ölümüdür.” diyor.
İstiklal Marşımızın yazarı Mehmet Akif ERSOY’da bu hususu mısralarında şöyle dile getiriyor;
Kendisi sağlam, hissi ölmüş, ruhu ölmüş milletin,
İşte en korkuncu hüsranın, felaketin, heybetin.
Merhum ZİYA GÖKALP’da şöyle diyor;
Türk’lüğün vicdanı ve vatanı bir olmak için Lisanın bir olması şarttır.
Maalesef bugün ülkemizde bu milletin Ruhu yok edilmeye çalışılmaktadır. Zamanın darlığı sebebiyle çok ayrıntıya girmeyeceğim. Çarpıcı örneklerle dikkatlerinizi çekmeye çalışacağım.
Türkiye Cumhuriyeti’nin dili Türkçe’dir. Eğitim dilide Türkçe olmalıdır. Biz ne yaptık, yapıyoruz. Yabancı dilde eğitim yapan okulların sayısını artırıyoruz, ana dilde eğitim altında PKK Terör örgütünün isteklerine bölge barışını sağlamak yutturmacası ile kapı araladık. Bura’danşu anlaşılmasın. Yabancı Dil öğrenilmesine karşı değiliz. Her Türk genci en az bir yabancı dili öğrenmelidir, konuşmalıdır
Büyük şehirlerde sokağa çıktığımızda gördüğümüz manzara geleceğimiz açısından korkunç. Ne demek istiyorum.
Büyük alışveriş merkezlerinin isimlerinin neredeyse hepsi yabancı,
Otel isimlerinin %90’nı yabancı,
Hastahane isimlerinin tamamına yakını (Devlet hastahaneleri hariç) yabancı.
ÇÖZÜM: Türk Birliğini sağlamak için öngördüğümüz Türk Cumhuriyet’lerinden sorumlu Devlet Bakanlığının öncelikli görevleri;
Ortak alfabe oluşturmak üzere DilBilimcilerden komisyonlar oluşturarak çalışma başlatmak,
Ortak dille eğitim yapan eğitim müesseseleri oluşturmak öncelikli Askeri okullar vb.,
Yaz dönemi gençleri kaynaştırmak üzere ortak gezi programları düzenleme olmalıdır.
Büyükşehir Belediye Başkanları, yabancı isim tabelaları ile ilgili caydırıcı tabela vergileri koymalıdırlar.Bu hususla ilgili Sanayi Odaları, Ticaret Odaları üyelerini bilgilendirmek üzere bilim adamları ile koordine kurmaları, ortak çalışma yürütmeleri, gelecek için daha kalıcı ve verimli olur.
Milli Eğitim Bakanlığı okullarda çocuklarımızı, gençlerimizi, eğitmeli,            

Sivil Toplum Örgütleride düzenleyecekleri etkinliklerle halkı biliçlendirmelidirler.Ne yapılabilir ?
Yabancı isimli hastanelere halkın boykotu sağlanabilir.
Yabancı isimli alışveriş merkezlerine aynı şekilde halkın boykotu sağlanabilir. Aynı şekilde otellere talep azaltılabilir.
Değerli Arkadaşlar! Dilin birliğinden bir parçadır. Benliğinin şerefine saygı gösterilmesini istemekte hakkındır.
Unutma ki hak ve hürriyet bu nimetleri canı gibi seven cesaretle müdafaa etmeyi göze alan insanların nasibidir.
6.HELAL VE HARAMLAR, SORUMLULUK DUYGUSU:
Helal ve Haramlar konusunda hiç şüphesiz Kur’anın şer ilan ettiği filler haram, onların dışındakiler ise helaldir.
Haramlar denilince;Allah’ın yasakladığı cana kıymak, eşkiyalık (insanlardan zorla para, mal almak) zina, içki içmek, faiz, falcılık, Allah’ın yasakladığı yiyecekler, hırsızlık, gasp, yalan, iftira, fitne ve dedikodu, zayıfın, yetimin hakkına tecavüz,alış-verişte hile, ana-babaya isyan, haksızlık karşısında suskun kalma, heva ve ihtirasları uğruna, Allah’ın ahkamını ayaklar altına alma….. gibi fiillerdir.
Burada özellikle hırsızlık üzerinde durmak istiyorum. Hırsızlık terimi geniş bir alanı kapsar. Örtülü ve açık pek çok çeşitleri vardır.
Hırsızlığı meslek edinen kişilerden tutunda, küçük veya büyük bir görev başında bulunana hatta ibadet edenlere varıncaya dek toplumun değişik fertlerinde değişik hırsızlıklar vardır.
Bazı hırsızlıklar belirgindir, herkesçe bilinir. Bazıları ise son derece kapalıdır. Kişi ile Allah’tan başkası kolay kolay bilmez.
Günümüzde en çok sakınılması gereken hırsızlık, görevde iken yapılandır. Nasıl olur derseniz?
Göreve geç gelip, erken gitmek bir hırsızlıktır. Görevimizi tam yapmamakta hırsızlıktır. İnsanlara bugün git yarın gel diyerek zamanlarını çalarız, işlerini baltalarız.Bulunduğumuz mevki imkanlarını kullanarak çıkar sağlamak, devletin imkanlarını peşkeş çekmek, hak edilmeyen kazançlarına göz yummak, karşı çıkmamakta hırsızlıktır.Bu ve buna benzer elde edilen kazançlar hiç şüphesiz haramdır.
Bu hususla ilgili yazılacak çok şey var. Ancak Peygamberimiz Hz.Muhammed’in şu uyarısı her şeyi anlatmaya yetmektedir.
“Kazancı haram olan kimse, onu sadaka olarak verirse sadakası kabul olmaz.Yanında alıkoyarsa kendisine cehennem azığı olur” (Enbiya Suresi 21/33)
Her akıllı insan yaptığı bütün davranışlardan sorumludur.İslam’a göre davranışlarının sonuçlarından sorumlu olmayan hiç kimse yoktur.Hatta Peygamberler bile sorumludur.
Yüce Allah şöyle buyurur;
“Allah yaptığından sorumlu değildir.Halbuki insanlar sorumludur.(Enbiya suresi 21/23)
“Yemin olsun ki, kendilerine peygamber gönderilenleri sorumlu tutacağız, peygamberleri de sorumlu tutacağız.” (A’raf Suresi 7/6)
Peygamberimizde şöyle buyuruyor;
“Hepiniz çobansınız ve sürülerinizden sorumlusunuz.”
Kıyamet gününde insan beş şeyden sorumlu tutulmadıkça Allah’ın huzurundan ayrılamaz;
Ömrünü nasıl geçirdiğinden,
Geçimini nasıl sağladığından,
Gençliğini nerede geçirdiğinden,
Malını nereden kazanıp nerelere sarf ettiğinden,
Edindiği bilgilere uygun hareket edip etmediğinden.
Bu açıklamalar paralelinde günlük yaşamımızda şahit olduğumuz sorumluluk anlayışına bir örnek vererek sizleri değer ölçüleriniz ile baş başa bırakmak istiyorum.
Bir insan kendi parasını kendisi için harcarken alacağı hizmetin, malın kalitesine ve fiyatına bakar karar verir.
Başkasının parasını (Devletinde olabilir) kendisi için harcarken sadece kalitesine bakar.
Kendi parasını başkası için harcarken sadece fiyatına bakar.
Birileri başkasının parasını (Devletinde olabilir) başkası için harcarken fiyatınada kalitesinede bakmaz.
Şimdi sizlere ülkemizin kalkınması refahı için yapılan hizmetlere yer vererek, bu hizmetler yapılırken yapılan harcamaların ve sözleşmelerin hangi kategoriye girdiğine sizler kara verin.
Yap İşlet Devret
Projenin AdıVaad Edilen Günlük 
Araç SayısıGerçekleşen Günlük 
Araç Sayısı 
Avrasya Tüneli68.00034.000
Osman Gazi Köprüsü40.00014.000
Yavuz Sultan Selim Köprüsü135.00038.000
Projenin Adıİşletme SüresiMaliyeti 
Avrasya Tüneli24 yıl 5 ay1Milyar 200 Milyon USD
Osman Gazi Köprüsü22 yıl2 Milyar 355 Milyon USD
Yavuz Sultan Selim Köprüsü10 yıl 3 ay3 Milyar USD
Toplam maliyet:6 Milyar 555 Milyon USD
Hazinenin ödeyeceği yıllık zarar:2 Milyar 418 Milyon USD
Tahmini toplam hazine zararı:50 Milyar USD
BAZI DEĞERLER SONUCU YAPILAN TESPİTLER
Doğan Cüceloğlu bir seminerinde yere bir parça ekmek koymuş. 
‘’Bu ekmeğe basabilecek birisi var mı? Diye salondakilere sormuş. Hiç ses çıkmamış tabii ki. 
Sahneye gelip bu ekmek parçasına basana 100 $ vereceğim diye devam etmiş. Salondan yine çıt yok. 
Fiyatı artırarak 5000 $'a kadar getirmiş. Bu sırada salondan bulunanlardan birisi; ‘’Hocam, istersen 500.000 $ ver, yine bize o ekmeği çiğne demezsiniz boşuna uğraşma!’’ demiş. Doğan Hocam da işte değerler eğitimi budur! diye noktayı koymuş.
Para vererek ekmek çiğnetebileceğiniz insan sayısı yok denecek kadar azken; bedavaya yalan söyleyen, azı çok, çoğu az gösteren, dedikodu yapan insanları bu kadar çok olması biraz garip değil mi?
Acaba yalan söyleme konusunda bu kadar hassas olamaz mıydık? Veya herhangi bir toplulukta birisi gıybet etmeye başladığında herkes tepki veremez miydi? 
Yere düşen ekmeği çiğnememek için duyduğumuz hassasiyet, yerlerde sürünen bazı değerlerimiz çiğnenirken niçin kendini göstermiyor acaba?
Eskiden zaten öyleydi, diyorsunuz şimdi muhtemelen içinizden 
Doğru, eskiden öyleydik. Kapkaranlık medeniyetlerin ortasında değerlerimizle parıl parıl parlıyorduk.
Ama toplumsal manada suç sayılan bir çok eylemin normalleşmesi o kadar hızlı oldu ki, bir anda söndük.
 Değerler eğitimi son yıllarda müfredata girmeyi başardı ama toplumun geneline bakıldığında, değerler eğitiminden çok ‘’NE DERLER EĞİTİMİ’’ yapılıyor gibi.
Eğer bir insan kalabalık içinde iken yere çöp atmıyor da, etrafta kimseler yokken atıyorsa, bu insanın değer yargıları tam oluşmuştur diyemeyiz.
 El alem ne der, diye yere çöp atmayan bir kimse elbette çevreci olamaz. ‘’NE DERLER EĞİTİMİ’’ belimizi büküyor, farkında değiliz.
Birin yanına beş katıp söyleyenler, pireyi deve yapanlar, tek kaabiliyeti yalan söylemek ve abartmak olanlar el üstünde tutuluyor; olduğu gibi davranan ve gösterenler, riyadan ve malayaniden uzak, dürüst ve sessiz kahramanlar itilip kakılıyorsa, tukaka ediliyorsa bütün bunlar Gayretullah’a dokunmaz mı? Sanıyorsunuz.
Asıl hesap verilmesi gereken makamı unutmuş, insanların ne diyeceklerine odaklanmış durumdayız. Hal böyle olunca, çevremizdeki insanların doğrusu bizim doğrumuz oluyor. 
Eğer doğru insanlarla birlikteyseniz; NASİPLİSİNİZ ALLAH İŞİNİZİ RAST GETİRSİN
 Ama çevrenizdekiler yanlış insanlarsa, ALLAH YARDIMCINIZ OLSUN.
HERKESE HELAL MÜSLÜMANLARA HARAM NEDEN?
Vaktiyle Bursa'da bir Müslüman, bugün adı Arap Şükrü olan muhitte bir çeşme yaptırmış ve başına bir kitabe eklemiş. ‘’Her kula helal, Müslüman’a haram’’ Bursa başkent, tabi Osmanlı karışmış, bu nasıl fit nedir diye.
 Gitmişler kadıya şikayete, adam yakalanıp yaka paça huzura getirilmiş. ‘’Bunu nasıl fitnedir, dini İslam, ahalisi Müslüman koca devlette sen kalk hayrattır, sebil'dir diye çeşme yap ama suyunu Müslüman’a yasakla! Olacak iş midir? Nedir sebebi, aklını mı yitirdin? diye çıkışmışlar adama.
 Adam; ‘’Müsaade buyurun, sebebi vardır, lakin ispat ister, delil şarttır...’’ dedikçe kadı kızmış:
‘’Ne delili, ne ispatı? Sen fitne çıkardın, Müslüman ahalinin huzurunu kaçırdın, katlin vaciptir’’ demiş.
 Demiş ama bir yandan da merak etmiş; ‘’Nedir gerekçen’’? Diye sormuş.
 Adam: ‘’Bir tek Sultan’a derim…’’ diye cevap verince, ortalık yine karışmış. 
Söz Sultan’a gitmiş, adam yaka paça saraya götürülmüş. Padişah da sinirlenmiş ama diğer yandan da meraklanmış:
 ‘’De bakalım ne diyeceksen. Bu nasıl iştir ki hem çeşmeyi yaparsın, hem de her kula helal, Müslüman’a haram diye yazarsın’’? Adam başı önünde  konuşur:
‘’Delilim vardır, lakin ispat ister.’’ ‘’Ya dediğin gibi sağlam değilse delilin’’? ‘’O zaman boynum, hükme kıldan incedir Sultanım’’. 
Eee! ‘’Sultanım, herhangi bir havradan (sinagog) rastgele bir hahamı izahsız yaka parça tutuklayın, bir hafta tutun. Bakın neler olacak…’’ Dediği yapılmış adamın. Bütün azınlıklar bir olmuş, başlarında Museviler ‘’Ne oluyor bu ne zülüm? Bizim din adamımıza  biz kefiliz ne gerekirse söyleyin yapalım, o masum dur gerekirse kefalet ödeyelim…’’
Çevre ülkelerden bile elçiler gelmiş, elçiler mektup üstüne mektup göndermişler. Bir hafta dolunca adam:
‘’Sultanım artık bırakmak zamanıdır’’ demiş. Haham bırakılmış azınlıklar mutlu, bu sefer Sultan’a teşekkürler hediyeler…
‘’Aynı işi herhangi bir kiliseden herhangi bir papaz için yaptırınız Sultanım’’ demiş. Aynı şekilde bir papaz derdest edilip yaka parça alınmış pazar ayninden. Ve aynı tepkiler artarak devam etmiş. Haftası dolunca da serbest bırakılmış mutluluk ve sevinç gösterileri daha bir fazlalaşmış teşekkürler, şükranlar…

 Din adamlarına kavuşmanın mutluluğuyla daha bir sarılmışlar birbirlerine.
 ‘’Sultan: ‘’Bitti mi? demiş adama. Sultanım son bir iş kaldı, sonra hüküm zamanıdır, izninizle demiş’’.
 ‘’Şimdi nedir isteyin’’? Efendim payitahtımız Bursa'nın en sevilen âlimini alınız minberden… Adamın dediğini yapmışlar, Ulu Camii imamını cuma hutbesinin ortasında almışlar, yaka parça götürmüşler.
 Bir Allahın kulu çıkıp da, ‘’ne oluyor, siz ne yapıyorsunuz? hiç olmazsa vaazı bitene kadar bekleseydiniz’’, gibi tek bir kelam etmemiş, imamın peşinden giden, arayan - soran olmamış…

 Geçmiş bir hafta, ‘’Nerde imam’’ diye gelen giden yok! 
Halk halinden memnun, başlamış bir dedikodu, o geçen hafta tutuklanan hoca alim için:
‘’Biz de onu adam bilmiş, hoca bellemiştik…’’
‘’Kim bilir ne suç etti de tevkif edildi’’.
‘’Vah vah! Acırım arkasında kıldığım namazlara…’’
‘’Sorma sorma’’ Padişah, Kadı ve adam izliyorlarmış olup bitenleri. Sonunda Padişah Çeşmeyi yaptırana sormuş:
‘’Eee, ne olacak şimdi?’’ Adam: ‘’Bırakma zamanıdır. Bir de özür dileyip helallik almak lazımdır hocadan.’’
‘’Haklısın’’ demiş padişah, denilenin yapılması için emir buyurmuş ve adama dönmüş. Adam başı önünde konuşmuş.
‘’Ey büyük Sultanım, siz irade buyurunuz ve lütfen, böyle Müslümanlara su  helal edilir mi? 
Sultan acı acı tebessüm etmiş:
‘’ Hava bile haram hava bile’’ demiş.
EGE DENİZİNDE 18 ADA YUNANLILAR TARAFINDAN İŞGAL EDİLİRKEN, SÜLEYMAN ŞAH TÜRBESİ SURİYE SINIRI İÇERİSİNDE BİZE AİT TOPRAKLARDAN TAŞINIRKEN, BARZANİ DEVLET TÖRENİ İLE KARŞILANIRKEN, KUZEY IRAK YÖNETİMİ SEMBOLÜ ŞEHİTLERİN KANIYLA SULANMIŞ AY YILDIZLI BAYRAĞIMIZIN YANINDA GÖNDERE ÇEKİLİRKEN, PEŞMERGE'NİN ŞEHİT KANLARIYLA SULANMIŞ TOPRAKLARIMIZI KİRLETEREK KOBANİ'YE GEÇİŞLERİNE MÜSAADE EDİLİRKEN, PKKLILAR İÇİN SÖZDE ŞEHİTLİK KURULURKEN, BEBEK KATİLİNİN BİLDİRİSİ DİYARBAKIR'DA OKUNURKEN BEBEK KATİLİNE SAYIN DİYE HİTAP EDİLİRKEN, TÜRK IRKI DİYE BİR IRK YOKTUR DENİLİRKEN, ATATÜRK'E VE SİLAH ARKADAŞLARINA HAKARETLER YAPILIRKEN...,DERSİM İSYANININ LİDERİ ABASAN AŞİRETİ REİSİ SEYİT RIZA VE GÜNEY DOĞUDA KURTULUŞ SAVAŞI SONRASI İSYAN BAŞLATAN ŞEYH SAİD ÖVÜLÜRKEN… VB. SUSKUN KALANLARA BU ÜLKENİN SUYU VE HAVASI HELAL MİDİR? TAKDİRLERİNİZE...
NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE..!
Hicabi MERAL
E.Dz. Ögr. Alb. 
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.