Doğu Türkistanlı Otuz garip kuş. Kalpleri pır pır ederek çarpan, kanatsız kuşlar misali, Allahın bizlere emaneti otuz muhacir çocuk.

Vatanlarından uzakta, ailelerinden ayrı.
Ailelerinin kanatları altında olmaları gerekirken, ana baba kokusuna hasret otuz yiğit, cesur çocuk...

Çocuklarını zalim Çin'in mezalimlerinden uzak tutmak için evlatlarını bağırlarına taş basarak güvendikleri kişiye emanet edip binlerce km uzaklıktaki Ülkeye ikinci Vatan bildikleri yere Türkiye'ye hayatta kalsınlar, ilim tahsil etsinler, geleceğe umutla baksınlar diye gönderen Analar, Babalar...

Bir anne için yavrusundan ayrılmanın zorluğunu yaşadınız mı hiç?
Geceleri defalarca kalkıp evladının üzerini örten annenin, evladının yatağının boş olduğunu görünce ne hale geldiğini tasavvur edebilir misiniz?
O anne yüreği üzüntüden paramparça olmaz mı? yavrusunun boş yatağına bakarken...

Birbirinden sevimli nur yüzlü, cesur, yiğit çocuklar...
Bedenleri küçücük lakin gönülleri kocaman otuz çocuk....

Varlıklarından haberdar olduk, gidelim İHH olarak ziyaret edelim dedik.
İyi ki de gittik, iyi ki de tanıma şerefine nail olduk. Gösteren, duyuran Rabbime sonsuz hamdü senalar olsun.

Rahleleri önlerinde Kur’an okurken bulduk onları. Başlarında on üç yaşında hocaları.
Yaşıtları sokakta top koştururken onun omuzlarına yirmi dokuz çocuğun sorumluluğu, ağırlığı yüklenmiş.
Sanki emekliliği gelmiş öğretmen edası ile çocukları hafızlığa hazırlıyor.
Kendisi de hafız.
Kur’an bülbülleri bize sıra ile aşr-ı şerif okuyorlar.
Hepsi mahcup, başları önde.
Tevazu, edep, saygı tavan yapmış sanki.
Yanlarına çöküyoruz... Ayakta durmak sanki onlara saygısızlıkmış gibi geliyor bizlere...
Onlar Kur’an okurken sınıfta öyle bir manevi hava oluşuyor ki sanki yer gök susuyor, Melekler kanatlarını bu çocukların üzerlerine açmış huşu içerisinde okunan Kur'anı dinliyorlar.

Altı yedi yaşlarında olan nur yüzlü çocuğa soruyoruz..
"Adın nedir? "
Utanıp kafasını kaldırmadan kısık zor duyulur bir ses tonu ile cevap veriyor.
"Muhammed"
Adı güzel kendi güzel Muhammed...
"Baban nerede Muhammed?"
"Çin de, hapiste"
Gözler buğulanıyor sesi daha da kısılıyor.
Muhammed en şanslılardan birisi çünki annesi ile beraber.

Diğer bir çocuğa dönüp soruyoruz.
"Adın ne yavrum?"
"Abdullah"
Abdullah yedi yıldır ailesinden uzakta.
Çin de bulunan annesinden ve babasından haber alınamıyor.
Öldü mü? Kaldı mı? Haber yok.
Kiminin annesi Çin de hapiste, kiminin babası. Bazılarının da hem annesi hem babası yok.
Çin'in zulümleri onları erkenden olgunlaştırmış. Küffara inat İslama, Kur'ana sarılmışlar.
Hafız olma yolunda var güçleri ile çalışıyorlar. Onlara kol kanat geren, himaye eden ailenin kanatları altında.

Doğu Türkistan'ın gurbetdeki Kur'an bülbülleri onlar.
Ürkek mahcup, kırılgan...
Daha yolun başında üzerlerine aldıkları ağır sorumlulukla cüsseleri küçük, yürekleri kocaman adamlar...

Onlar Doğu Türkistan'ın kahramanları.
Geleceğin umutları.
Hepsi birer hafız olup İslam'ı Dünya'ya tebliğ için ve Doğu Türkistan'ı özgürleştirmek için çalışacaklar.
Allah yar ve yardımcıları olsun. Amin.

Selam ve dua ile.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.