Es-Selâm Kable’l-Kelâm

Selâm kelimesi Kur’an-ı Kerîm’de kırk kadar ayette geçer. Bu ayetlerin bazılarında selâm veya selamünaleyküm şeklindeki sözlerin daha önceki bazı peygamberler zamanında da kullanıldığı, cennet ehline, cennet ehlinin birbirlerine, Allah’ın mümin kullarına, peygamberlere bu şekilde selâm verdiği, Resul-i Ekrem’e de kendisine gelen müminlere “Selâmünaleyküm” diye hitap etmesinin emredildiği haber verilmektedir. Bir ayette de selamlanan kişinin selama aynı ifade ile karşılık vermesi veya daha güzel bir ifade kullanarak muhatabına hayır duada bulunması emredilmektedir. (en-Nisâ 4/86), Sevgili peygamberimiz daha güzeliyle mukabele etmiş olmak için yapılan ziyadelere ayrıca sevap verileceğini belirtmektedir. Selama misliyle karşılık vermek, “Selamünaleyküm” diyene “Ve aleyküm selam” şeklinde; “Selamünaleyküm ve rahmetullah” diyene ise “Ve aleyküm selam ve rahmetullah” şeklinde cevap vermekle olur. Selama daha iyisi ile karşılık vermek ise; “Selamünaleyküm” diyene “Ve aleyküm selam ve rahmetullah” şeklinde; “Selamünaleyküm ve rahmetullah” diyene de “Ve aleyküm selam ve rahmetullahi ve berekatühü” şeklinde karşılık vermekle olur. Sevgili peygamberimizin selamı teşvik eden bir hadis-i şerifi şu anlamdadır: “Siz iman etmedikçe cennete giremezsiniz; birbirinizi sevmedikçe de gerçek anlamda iman etmiş olmazsınız. Yaptığınız takdirde birbirinizi sevebileceğiniz bir şeyi söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayınız.” İki Müslüman karşılaştığında söze başlamadan önce selamlaşmalıdır. Resûlullah (s.a.v.), “Selam, konuşmadan önce gelir” buyurmuştur.                                                                   

Bu tavsiyelerden hareketle kültürümüzde birbirleri ile karşılaşan iki Müslümandan birinin diğerine “Selamünaleyküm” (es-selâmü aleyküm: Selâm sizin üzerinize olsun, Allah sizi her türlü kaza ve belâdan korusun) demesi, diğerinin de buna aynı mânada olmak üzere “aleyküm selâm” (ve aleykümü’s-selâm) diye hayır duada bulunması beşeri ilişkilerimizin temelini oluşturur. İslâm âlimleri selâm vermenin sünnet, almanın farz olduğunu ve selâm verenin alana göre daha fazla sevap kazanacağını belirtmiştir. Sevgili peygamberimiz Müslümanların çokça selâmlaşmasının karşılıklı sevgiyi arttıracağını, hayır ve bereket getireceğini ve insanı Allah’a yaklaştıracağını bildirmiş, selâm vermekten kaçınmanın bir tür cimrilik olduğunu söylemiştir. Ayet ve hadislerde geçen selâmlaşma ifadeleri dinin ana kaynaklarında yer alması sebebiyle manevi bir değere ve özellikle ayrı dilleri konuşan Müslümanlar arasındaki iletişimde bir nevi sembol işlevi görmesi bakımından özel bir öneme sahiptir.

Hz. Muhammet herkesin birbirine selâm vermesini istediği için yolda karşılaştığı çocuklara da selâm vermeye özen göstermiş, küçüklerin büyüklere, atlı veya arabalı olanların yayalara, yürüyenlerin oturanlara, arkadan gelenlerin önlerinde gidenlere, iki grup karşılaştığında az olanların çok olanlara selâm vermesini tavsiye etmiştir. Sevgili peygamberimiz selâm verdiği anlaşılsın diye eliyle de işaret ederdi. O sadece yolda karşılaşılan veya başkasının evine misafir giden kimselerin değil kendi evine girenlerin de evde bulunan anne-baba, eş, çocuk ve akrabasına selâm vermesini emretmiş “Evlere girdiğiniz zaman kendinize selâm verin” (en-Nûr 24/61) ayeti, evde kimse olmasa da evine giren kişinin kendi kendine selâm vermesi gerektiği şeklinde yorumlanmıştır. İki grup insan birbiriyle karşılaştığında içlerinden birinin selâm vermesi, diğer gruptan da bir kişinin verilen selâmı alması yeterli görülmüş bir meclisten veya birinin yanından ayrılan kişinin ayrılırken de selâm vermesi istenmiştir. Selâm verirken veya alırken eğilmek doğru görülmemiştir.

Namaz kılmak, Kur’an okumak, tefekküre dalmış olmak, hutbe dinlemek, ilimle uğraşmak, yemek yemek ve defi hacette bulunmak gibi durumlar selâm almaya engel teşkil ettiği için onlara selâm verilmemelidir; verildiği takdirde selâmı almamanın bir sorumluluğu yoktur. Müslümanların gayrimüslimlere “selamün aleyküm” ifadesiyle selâm vermeleri doğru bulunmamış, "selam" lafzını ifade etmeden "iyi günler, iyi akşamlar, merhaba…vb." ifadeler kullanılarak selam verilmesi tavsiye edilmiştir. Ehl-i kitaptan birisi bize selâm verdiği takdirde ise, karşılık olarak yalnızca "Ve aleyküm!' denilir.

Üzülerek ifade edeyim ki; bugün bizler günlük hayatımızı “selamsız” yaşamaya başladık. Oysa selamla emrolunmuşuz. Müslümanın selamı aynı zamanda duadır. Atalarımız hem Kur’an ve sünnette emredildiği, hem de insanlar arasında olumlu ilişkiler kurmanın ilk adımı olduğu için, selama çok önem verirlerdi. O kadar ki, Topkapı Sarayı’nın Harem Dairesi’ne açılan ana kapının üzerinde şu mealde bir âyet yazılıdır:

“Ey inananlar! Kendi evlerinizden başka evlere, haber verip (geldiğinizi fark ettirip) izin almadan ve ev halkına selâm vermeden girmeyin. Bu, sizin için daha iyidir; herhâlde (bunu) düşünüp anlarsınız.” (Nûr, 27).

Atalarımız “Selamünaleyküm” sözcüğüne, beden dilini de katarak zenginleştirmişlerdir. Selama beden dilinin katılmasının adı “temenna”dır. Önce sağ el kalbin üzerine konulur. Sağa/aşağıya doğru çapraz bir işaret çekildikten sonra, başa götürülür. Elin önce kalbe konması “Siz benim kalbimdesiniz”, oradan baş hizasına kaldırılması ise “başımın üzerindesiniz” anlamına gelir. Temenna şeklen bir müddet sonra değişmiş, kalp devre dışı bırakılarak el doğrudan başa gitmeye başlamıştır.

Kültür emperyalizmi ile zihinlerimize yerleştirilen pek çok selamlaşma ve ayrılık ifadeleri var ki burada onları zikretmek istemiyorum. Hepsi bize yabancı hepsi içleri boş kalıplardır. Hiç birisi  “Selamünaleyküm” sözcüğünün yerini tutmaz.

Fahri SAĞLIK

Karesi Müftüsü

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.