Duygusal Depremlerimiz

Depremler ...
Yıkıyor, geçiyor ..
Peki ya bizlerde bıraktığı izler ne olacak?
Bizlerde kalan ve yara açan duygusal depremleri ne yapacağız?
Devamlı sallanan, korkutan depremlerimizi nasıl durduracağız?
Rabbimin verdiği ve yaşattığı her şey tabi ki bizler için.
İyi, güzel, mükemmel şeyler yaşadığımızda nasıl şükretmeyi biliyorsak felaketlerde de şükretmeyi
bilmeliyiz elbet.
Yıllar önce rahmetli Işıkara, deprem değil binalar öldürür demişti, haklıydı.
Bizler doğal dengeyi çoktan bozduk, bina üstüne bina diktik.
Yetmedi beğenmedik, residence diktik, residencelerde oturunca klasımızın artacağını düşündük, öyle
ya bizim memleketimizde ‘bende var' durumu pek bir meşhurdur ve hatta ‘bende var' olunca ne
oluyoruz kaliteli insan oluyoruz o nedenle bu püf noktasını da unutmuyoruz. E ne yaptık, devam ettik
tabi avm üstüne avm yapıp tüm hayatımızı avm standartlarına göre biçimlendirir olduk.
Şimdi buraya kadar güzel her şey, ya devamı?
Çocukları doluşturduk avm ye.
Çocuklar avm den nefret eder oldu.
Park istediler, götürmedik çünkü sapık dolu ortalık.
Çocuk kaydırağın tüneline girip iki dakika geç çıktıysa ortalığı yıktık.
Çocuk yabancı bir çocuğun elinden bir şey aldıysa, veya çocuğun eline değdiyse envai çeşit
dezenfekte ettik.
Neden? Virüs kaptıysa diye...
Avm gene daha iyi dedik, hiç olmadı kapalı alan.
Ne oldu? O kapalı alanlardan da daha çok salgını yedik mi? Yedik?
İğneler yedik mi? Onları da yedik şükür.
Sonra hop eve.
E çocuk bu sıkıldı ne yaptık? Açık hava sahil kenarlarına doluştuk ..
Cafeler yer kazansınlar diye kum doldurup beton döküp bir şeyler yapıp neticede masa sandalye
atmışlar yer açılmış cafelerinde.
Niye biliyor musunuz? Yer yok!
Yetmiyoruz! Çok kalabalığız arkadaşlar çok!
Yok yok Türk değil, biz azız. Yabancı çok.
E günah tamam falan da, keyfi gelip kurulanlar olunca da olmuyor ki!

Bizim sitemizde ki Türk azınlığından, bizim çocuklarımızı bahçeye almıyorlar, diyorlar ki el kadar
yabancı çocuklar, ‘Türkler giremez'...
Kim nereye giremiyormuş tabi ki öğrendiler lakin ne gerek var bunları yaşamaya diye de düşünmüyor
değil insan.
Şimdi konu çok uzadı farkındayım, ama içlenince yazası geliyor insanın işte.
En azından benim öyle oluyor sevgili okurlarım.
Deprem demiştim.
Biz zaten duygusal bir deprem halindeyiz baya bir süredir.
Nereye saklansak, nerede üçgen kursak diye düşünüyoruz ya hani sert bir yer arıyoruz ve hani
bulamıyoruz ya ben size söyleyeyim sadece Allah'a sığınacağız başka bir yaşam üçgen alanımız yok.
Binalarımızın çoğunun sağlam olduğunu düşünmüyorum.
Çünkü sağlamlıktan ziyade görsellik ilgi alanımız yapacak bir şey yok.
Hadi bina sağlam, zemin sağlam mı sorusu devreye giriyor?
Hadi zemin de sağlam bina da diyelim, en güzel noktaya geliveriyoruz.
Bilim nedir? Kaçımız biliyoruz?
Kaçımız bilimin bize sunduklarını önemsiyoruz?
Dahası kaçımız Allah'tan korkup kuldan utanıyoruz?
Kaderciyiz, kaderci olmalıyız kesinlikle!
Lakin babam der ki, kızım kadere de tedbir gerek ...
Saygılarımla ...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.