Dijital Paradoks: Dünyada ve Türkiye’de Online Eğitim

Kovid-19 salgını sürecinde Dünyada ve Türkiye’de online eğitim ya da uzaktan eğitim diye tabir edilen eğitim modeli, öne çıktı. Bu eğitim modeli, kovid-19 salgını öncesinde de vardı. Fakat, salgın sürecinde zorunlu olarak hayatımıza girdi. Öğrencisi olan hemen her ev bu yeni sistemle tanıştı. Salgının ilk günlerinde whatsapp üzerinden ödev verme şeklinde başlayan uzaktan eğitim; takip eden süreçte okullarda Zoom uygulaması, adından da Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Bilişim Ağı (EBA) ile devam etti. Süreç ilerledikçe, Google Meet, Microsoft Teams, Cisco Webex vb. uygulamalar da online eğitimdeki yerini aldı.

Dünyanın birçok ülkesinde salgının yayılmaması için okullar kapanırken, kimi ülkelerde televizyon, hatta radyo ve sosyal medya platformları üzerinden, intagramdan, webinar vb. yöntemlerle durum idare edilmeye çalışıldı. Türkiye; bir yandan internet tabanlı EBA programını devreye alırken; diğer yandan EBA televizyon kanalları üzerinden dijital cihazları ya da interneti olmayan ailelerin çocuklarına ulaşmaya çalıştı. Sosyo-ekonomik durumu iyi olan aileler; çocuklarına çalışma masası/odası, geniş bant internet ağına sahip akıllı aygıtlar (bilgisayar, tablet, smart tv, akıllı telefon vb.) temin edebildiler. Sosyo-ekonomik durumu iyi olmayan aileler ise; çocuklarına bu imkânı sunamadılar. Ayrıca, bu imkânı sunabilmek de yetmiyor, bunun yanında; ebeveynlerin, online eğitimin gerektirdiği asgari teknik bilgiye, uygulamaları kullanım becerisine de sahip olması gerekiyor. Dünyanın yarısından çoğunda, çocuklar dijital cihazlara ve internet ağına ulaşamamaktalar. Ulaşabilseler bile; internet altyapısı, ailenin dijital okur-yazarlık bilgisi ve desteği de gerekmektedir. Dijital cihaz ve internete sahip ailelerin bir kısmında da bunlar ailenin diğer fertleriyle paylaşılmaktadır. Burada, ailelerin eğitim düzeyleri arasındaki farklılıklar da online eğitime erişimde başka bir eşitsizlik kaynağı olmaktadır. Online eğitim sürecinde çocukların öz disiplinini korumalarında, ailenin eğitim düzeyi ve desteği önem kazanmaktadır. Ailelerinden, yeterli miktarda; teknik, moral, motivasyon, öğrenme alanı desteği alamayan öğrencinin okulla bağı giderek zayıflamaktadır.

Dijital cihazlara ve internete erişimin pahalı olması durumu, sadece online eğitim için değil basılı eğitim materyallerine erişim için de önemli bir sorun teşkil etmektedir. Oysaki; online eğitimin ulaştırılamadığı kesimlere, basılı materyallerle de destek verilmesi gerekliliği ortadadır. Salgın sürecinde bireyler arasındaki sosyal mesafe korunmaya çalışılırken, tüm dünyada farklı sosyo-ekonomik tabakalar arasında eğitime erişim mesafesi de maalesef artmaktadır. Bu durum, eğitime erişim konusunda sosyo-ekonomik toplum katmanları arasında zaten var olan mesafeyi daha da açmaktadır.

Türkiye’de, Millî Eğitim Bakanlığının (Eğitim Bilişim Ağı Programı) EBA altyapısı ve EBA TV kanalları en azından okullar ya da bölgeler arasında farklılıkların oluşmasını önlemiştir. Hizmete erişimde farklılıklar olsa da herkese aynı içerik hizmeti sunulabilmiştir. Hizmet sunumunun merkezi olması, en azından hizmetin sunumunda farklılıklar oluşmasına izin vermemiştir. Türkiye’de ders kitapları, zaten öğrencilere ücretsiz olarak dağıtılmaktaydı. Yaz döneminde, Millî Eğitim Bakanlığı ilkokul öğrencileri için hazırladığı "Arkadaş" adlı tatil kitabını, yaklaşık 22 bin 700 okulda yer alan 5 milyon 230 bin öğrenciye ulaştırmaya çalışarak, basılı materyal desteğini de devreye aldı. Ardından, Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk, ilkokul 1, 2, 3 ve 4'üncü sınıf düzeyindeki öğrencilere yönelik "Öğrenmeye Hazırım" ve 1'inci sınıf öğrencileri için "Tohum" isimli yeni kitap setleri hazırladıklarını bildirdi. Prof. Dr. Ziya Selçuk, yaptığı açıklamada: “Bu setin 4 kitabı var. Her birinde de Türkçe, matematik, sosyal bilgiler, fen bilgisi ve hayat bilgisi içerikleri söz konusu. Çok eğlenceli ve dinamik bir yapıda. Normal ders kitabının biraz dışında, çocukların ilgisini çekecek birtakım içerikler, bilmeceler, oyunlar, gerçek yaşamdan kesitler var. Bunların hepsi temel kazanımlarla da bağlantılı. Çocuklar 'öğrenmeye hazırım' derken gelecek seneye hazırlar mı? Bu da bizim problemimiz.” dedi.

Doç. Dr. Zafer Çelik’in hazırladığı, Eğitim-Bir-Sen Stratejik Araştırmalar Merkezince yayımlanan Odak Analiz 5 (Ağustos 2020) ‘’Kovid-19 Salgının Gölgesinde Eğitim, Riskler ve Öneriler’’ raporunda, UNESCO verilerine göre: “Sosyo-ekonomik olarak dezavantajlı öğrenciler ve mülteciler ile özellikle kız öğrenciler salgın sürecindeki okul kapatma uygulamasından diğer öğrencilere göre daha olumsuz etkilenmektedir.” denilmektedir. Söz konusu raporda, dünya genelinde: ‘’Salgının etkisinin devam ettiği, bazı bölgelerde yayılımının artarak devam ettiği, bazı bölgelerde ikinci dalga ya da tekrar salgının hızlandığı bir süreçte okulların açılması ile ilgili kararı vermek oldukça güçtür.’’ denilerek, okulların açılması konusundaki zorluklar ortaya konulmuştur.

 “Eğitimde Dijital Dönüşüm ve Türkiye Gerçeği” makalemizde belirttiğimiz: “Burada okul, veli, öğretmen, öğrenci arasında sağlıklı iletişim ve takiple, ders planının sağlıklı uygulanabilmesi öne çıkıyor. Derslerin takibi noktasında öğrencinin öz disiplinle kendi kendine öğrenme becerisi kazanabilmesi, özellikle evde yapılabilecek etkinlik, egzersiz, araştırmalar, kitap okuma konularında velinin aktif desteği önem kazanıyor.’’ uyarımıza, raporda: “Uzaktan ya da uzaktan/yüz yüze karma eğitim imkânları dikkate alınarak ailelere yönelik uzaktan/online eğitim konusunda çocuklarını nasıl destekleyecekleri ve motive edecekleri konusunda destek verilmelidir.” önerisi getirilmiş. Bu öneri, ciddiye alınmalıdır.

Raporda, dikkatimizi çeken bir başka nokta da: Dezavantajlı ve engelli öğrenciler gibi hassas grupların salgın dönemi kısıtlamalarından daha fazla etkilenmesi ve imkânlarının kısıtlı olması nedeniyle derslere daha az devam etmiş olması sonucu öğrenme kaybının daha yüksek olmasının okul terkine yol açacağı, uyarısıdır.

Bir yandan yüz yüze yapılamayan eğitimin, uzaktan eğitimle teknolojileriyle yapılabiliyor olmasının avantajı; diğer yandan sosyo-ekonomik durumu iyi olan toplum katmanlarının bu imkânlardan en iyi şekilde yararlanabilirken dezavantajlı kesimlerin erişimde güçlük çekmesinin yarattığı paradoks, ‘dijital paradoks’ olarak tanımlanmış.

Bir dijital paradoksumuz eksikti. Şimdi o da var...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.