Cumhurbaşkanımızla Görüştüm…

Müthiş heyecanlıydım, kalbim yerinden fırlayacakmış gibiydi. Hanım'ın dolduruşuna geldim randevu talebinde bulundum. Bu randevu talebimi duygu dolu bir mektup şeklinde gönderdim. Nasıl olsa randevu vermezler belkide okumazlar diye düşünüyordum. oysa randevu verilmişti ve üstelik hızlı olmuştu, bileydim hiç müracaat edermiydim, bizim derneğe aldandım, derneğin ikinci senesi bitmiş randevuya cevap hala gelememişti bana mı gelecekti! istedim ki, hanımın gönlü olsun.

Sıkıntıları, için için yaşayan, bu yüzden şeker hastası olan oydu ama bu kadar erken randevuya çağrılma ihtimalimi ne ben nede hiç kimse hesaba katmamıştık, hatta çağrılmayı ben hiç hesap etmemiştim, duyan arkadaşlar sekiz sene beklersin dediklerinde arkadaşlara kesin hak veriyordum çünkü ben kimdim ki randevu talebim bu kadar erken yani 28 Mart 2015’e kabul edilsindi, hanıma randevu talebi yerine “Bari bir aracı, bir şefaatçi bulayım. Demiştim.

Mesela Sayın Cumhurbaşkanımız Hayrettin KARAMAN Hocayı sever, öncelikle derdimi ona açayım, ona ulaşabilirim, onun tavassutu ile bir deneyeyim dedim,

-Hayır aracıyı maracıyı bırak, kendi işini kendin yap, İskender PALA’ya gittinizde ne oldu? zaten haklı davanızı bu zamana kadar bir arpa boyu ilerletememişsiniz! Bu ne pısırıklılık, Bismillah de, dilekçeni iadeli taahhütlü gönder gerisini Allah’a havale et ve bekle gör yoksa ben kadın başıma bunları yaparım ha.., dediğinde, yapar mı yapar! itirazsız “peki” demiştim,

Yaşzedeliğimin en büyük mağduru hanımımdı, peki demeseydim vallahi kalkıp kendisinin gideceğinden çekinmiştim, hem hiç aklıma gelir miydi ki randevu talebime köşkten cevabın verileceği? Gönlü olsun istemiştim o kadar. Kalbim kaburgalarımın içine sığmaz olmuştu, ne halt etmiştim ben.

O gün geldi çattı

Saray'ın kapısından içeri girdiğimde şimdi yandı gülüm keten helva deyip yürüdüm, aklıma gelen ve her türlü ezberimdeki duaları okumama ve de “ya rabbi dilime ve kalbime kolaylık ver” diye peş peşe dualar etmeme rağmen içeriye adımımı atmamla birlikte bütün bildiklerimi ve söyleyeceğimi unutmuştum. Sarayın haşmeti kıskıvrak bütün benliğimi yakalamış sıkmaktaydı, şimdi sayın Cumhurbaşkanımız buyur seni dinliyorum dese ne diyecektim! Ayetelkürsünün beni sakinleştirmesi ümidiyle yedinci kez okuduğumda Yaveri farkettim, nede olsa bizim eski meslektaştı, halden anlar diye düşünüp, kısık ve çatallı çıkan sesimle “heyecanım yatışmıyor bir çare” dediğimde gülümsedi! bir bardak su isteyerek içmemi işaret buyurdu.

Yaş zedeler derneğimizin başkanı Yüksel SALTER bey Saray’ın dışında benden haber bekliyordu çünkü randevuyu kendi adıma istediğim için aslında bütünüyle Yaşzede olarak sorunumuzu anlatmakta yetersiz olabilirim diye içerden senide çağırmayı bir denerim hazır ol demiştim ama bu isteğimin mümkün olamayacağını söylediklerinde iş başa düşmüş ve büsbütün çaresiz kalmıştım, bir taraftan ah hanım ah hanım seni dinlememeliydim diyordum. Yahu ben nasıl düştüm bu tongaya.

Diğer taraftan, millet kolay kolay randevu alamazken ne kadar bahtlıyım ki benim randevu kabul edildi, aslında o kadar şanslı biride değildim, bu nasıl oldu anlayamadım. İşin tabiatı gereği buna çok memnun olmam gerekirken bendeki memnuniyetsizlik tek başıma bir şeyi becerip anlatamama belkide bir çuval inciri berbat etme durumuydu, bileydim randevuya Dernek başkanımızında ismini yazmazmıydım hiç. fillerin bakımını yapamayacak fillerden bizar olmuş köylülerin şikayetini Timura beraberce götürmeleri ve hocayla Timurun çadırına girdiklerinde kendisini yalnız bırakmaları misali gibi hanım ve yaşzede kaderdaşlarımında beni itiverdiler kendileri dışarda kaldılar gibime geliyordu, ah hanım ah…

Madem dernek başkanıyla olmuyor o halde, Eşimle birlikte sayın cumhurbaşkanımızın huzuruna çıkmak istiyorum aslında amacım buydu, tek çıkmayayım diye tekrar tekrar ilgililere dememe rağmen olmaz, tek başına gelmelisin yoksa iptal ederiz demişlerdi usul böyle müracaatınız tek başına işleme girdi. Dediler. El mahkum tek başına bir heykel kadar donuk bir şekilde oradaydım.

İçerden çıkan koyu takım elbiseli beyefendi, Mehmet ERDİL diye seslenerek bana baktığında vücudumun her hücresine ışık hızıyla yayılan heyecanla büyük buluşmanın gelip çattığını anladım. Oturduğum yerden doğrulurken dizlerimin bağının çözülmesini aşmaya çalışıyor ve kendimi o beyefendinin mihmandarlığında yürüyen robot gibi görüyordum.

Kapı açıldı ve Sayın Cumhurbaşkanımızı gördüğümde adımlarım havada pisiklet pedalı çeviriyor şaşkınlığında yürüyordum,

Sayın Cumhurbaşkanımız iki elini hafif kaldırarak “Hoş geldin komutan” dediğinde, arkamdan gelen yaverine söylemiş olabilir mi diye gayri ihtiyari gerime baktığımda içeri beraber girdiğimiz kapının yanından ileriye geçememiş o koyu takım elbiseli beyefendiden başkasını görememiştim, yani hitap bana idi.

Hafif hızlanarak,

-Sağol Cumhurbaşkanım, deyip tokalaştığımda, elini öpecek mesafede kaldım, bıraksaydı öpecektim.

Şimdi bana nedir derdin ve isteğin derse, sağlığına duacıyım, yok bir isteğim Sayın Cumhurbaşkanım. Deyip bir an evvel çıkmak istiyordum.

“Rahat ol komutan” sözüyle oturacağım koltuğu işaret ettiğinde aksi istikamete bir iki adım atıp tökezledim sonra düzelerek yönü ve koltuğu bulup ucuna oturmuş oldum, tok bir sesle ve kelimeleri yayarak,

-Nasılsınız? İyi misiniz? nasıl gidiyor? cümleleriyle bile hala rahatlayamadığımı hissediyordum. Zaman hızla geçiyordu, Yarım saati aşkın hala beni dinliyordu, çok garip bir şey oldu! ben bir taraftan bütün yaş zedelerin dertlerini şahsımı örnek vererek haksızlığın boyutunu ve bu haksızlığın giderilmediğini, hakkın vuku bulması için çözümlerin neler olabileceğini tek tek en güzel bir biçimde ve rahatlıkta anlatırken diğer taraftan dilimin nasılda çözüldüğüne ve takır takır konuşuyor olduğuma şaşıyordum, beynimin adeta sıfırlanmış bir şekilden bu seviyeye birden nasıl geldiğimi anlayamamıştım. Meğer benim mektupta zaten Sayın Cumhurbaşkanımızın önünde duruyordu demek ki okumuştu, o mektubumu eşimle ne hüzünle yazdığımı hatırlıyordum.

Büyük bir dikkatle beni dinlediğinde ve sorduğu sorulara da tek tek cevap verdiğimde, yüzünün asıldığını hissettim,

-“Demek öyle ha…” dedi. “ ve kalktı

-“Bizde güya bir komisyon kurmuştuk, bunlar neyi ne kadar araştırmışlar soruşturmuşlar ki! Şurada seni dinlediğim kadar muhatapları dinlemiş olsaydılar bu işi adam gibi yapmış olurlardı, desene komutan berbat edip çıkmışlar!” Dedi. bu aslında komisyona bir sitemdi.

Ağzım açık hayran hayran Sayın Cumhurbaşkanıma bakıyordum, analar ne yiğitler doğuruyormuş diye içimden düşünüyor, eşimin beni bu işe zorladığına şimdi memnun olmaya başlıyordum. Bana kalsa mümkün değil randevu talebinde bile bulunmazdım.

-Yaverrrr. diye seslendiğinde, birden korkmaya sıkılmaya başlamıştım. Sayın Cumhurbaşkanımızı üzdüğümü düşünüyordum. Bir hışımla,

-“Hemen savunma bakanını bulun bekliyorum” dedi.

İçimden, ne işler açtım böyle diye hayıflanırken, Sayın Cumhurbaşkanımızın merhametini ve haksızlığa tahammül edemeyişini ve bu yüzden adeta kükreyişini bizzat görerek, bu bizim iş olmasa dahi böyle bir Cumhurbaşkanına sahip olmaklığımız yeter düşüncesiyle duygulanmaya ve ağlamaya başladım. Gözyaşlarıma hakim olamıyordum.

Halimi fark ettiğinde, “Komutanlar ağlar mı niye ağlıyorsun!” dedi. Sonra duyacağım bir tonla sessizce kendi kendine,

-“ Demek ki kırılmış bu kalpleri tam tamir edememişiz, eyvahlar olsun bize!”

cümlesinin tesellisiyle başımı kaldırarak büyük bir mahçubiyetle gergin fakat mütebessim simasına baktım..

–Sağolun Cumhurbaşkanım, Allah sizden razı olsun, Devletiniz daim olsun, ömrünüz uzun ve bereketli olsun… Diye sıralamaktaydım.

Bu esnada omzumu arkadan, mütemadiyen bir el sallayıp duruyordu, Allah Allah! Burada Cumhurbaşkanımla konuşuyorduk, dur demektende anlamıyor, buda neyin nesiydi! Gözümü aşağıdan yukarı çevirip araladığımda baktım ki hanım omzumu sallıyor! Elinde bir bardak suyla başıma dikilmiş, niye ağladığımı kiminle konuştuğumu tekrar tekrar endişeli bir ses tonuyla soruyordu, iç dedi. baktım yataktayım.

-“Ne konuşup duruyorsun? Gözlerinde yaşlı, ne oldu? Hele anlat, Allah hayreylesin, rüya gördün galiba!… kalk hadi, şöyle bir yaslan.

Gözyaşımın yanaklarımdaki ılıklığını hala hissediyordum. “Olsun” dedim hanıma, varsın rüya olsun.

Bizi rüyamızda buluşturan ve görüştüren Rabbim, dilerse Aksaray’dada buluşturur ve görüştürür ve de derdimizi dinletir…

Aksaray’ın kapısından girdiğim o gün 28 Mart  eşimin doğum günüydü, o günün akşamında hep birlikteydik.

Ama rüya da olsa şunu itiraf etmeliyim ki; Sayın Cumhurbaşkanımız çok kalender bir insanmış.

Mehmet Erdil

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.