Şans, tesadüf yoktur diyor bazı insanlar. Yokmuş öyle şans diye bir şey, yarattığımız her şeyi kendimiz yaratıyormuşuz. Başarılarımızın tek mimarı bizmişiz. Aklımız, yaptıklarımız, attığımız adımlar hep kendimizin eseriymiş.  Doğru şeyler yaparak, şansı kendimize çekiyormuşuz.

Ben şanslı bir insan olduğumu düşünenlerdenim.  Ama her şansı kendimin yarattığını düşünmüyorum.  Önüme fırsatlar çıkıyor. Bir kısmını fark ediyor, iyi yönde kullanabiliyorum.  Hayatta başardıklarımın hepsini kendi çabalarımın, çalışmalarımın, emeklerimin sonucu olduğunu düşünmek bana komik geliyor.

Mesela tesadüflere de inanıyorum. Hayatımızı tesadüflere ve şanslara bırakacak kadar geniş olmanın pek faydası olduğunu da düşünmüyorum. Fakat bu aralar merakımı cezbeden bir konu var; hayatta her başarının ardında kendimiz olduğuna inanmanın, hayattaki tüm başarılarımızın tek sorumlusunun kendimiz olduğunu düşünmenin, ne sakıncası var ki?

Tanıdığım bir dolu başarılı insan, milyoner, milyarder, şirket sahibi kişiler hep şanslı insanlar olduklarını söylediler.  Diyorlar ki “biz çabalıyor, istediklerimizin peşinden gidiyoruz ama her başarımızın arkasındaki tek etkenin kendimiz olmadığına inanıyoruz”.  Başarılı insanların belli bir karakteristik yapıları olduğu kuşkusuz.

Birde ruhani kişisel gelişim camiası var: onlarında çoğu “yoktur tesadüf diye bir şey” diyor.  Sensin diyor her şeyin sebebi.  Kişiye güç kazandırmak, psikolojisini kuvvetlendirmek ya da işinde odaklanarak performansını yükseltmek için söylenen bu sözler, insana “kontrol sende” mesajı veriyor zihinsel olarak. Çünkü beynimiz kontrolde olmayı seviyor.  Kontrolümüz dışında gelişen olaylarda tedirginlik yaşıyoruz, belirsizliklerden hoşlanmıyor beynimiz. Öyleyse, tesadüf ve şans yok demek, sorumluluğu bireye yüklemek, bir yerde işe yarıyor.

Bir de tabii dünyada kontrol edebildiğimiz olaylar var, kontrol edemediğimiz olaylar da var.  Başaramadığımız her olayda suçu kendimizde aramak, bizi ruhsal bir düşüşe sokabiliyor.  Bu zamanlarda da kontrolün elimizde olmadığı olayları fark edebilmek ve sorumluluğun kendimizde olmadığını bilmek, bizi rahatlatıyor. 

Örneğin biliyoruz ki iki insanı birbirine yakınlaştıran en önemli faktörlerin başında mekansal (fiziksel) yakınlık geliyor.  İlk okulunuzun 3. katında okuyor olmanız, iyi bir öğretmene denk gelmeniz, o dönemde doğmuş ve o bölgede oturanlar arasından oluşan sınıfınızdan birileriyle tanışmış olmanız, nasıl sizin başarınız oluyor? Dostluklarımızın oluşmasının tamamen kendi çabamız olmasından kaynaklanması kendimizi iyi hissettiriyor bize.

Tüm bunların sebebi ne biliyor musunuz? NARSİSİZM ...

Çünkü; Narsist kişiler her zaman, tüm ilgiyi kendi üzerlerine çekmeye çalışırlar, sürekli her konuda kendi laflarının geçmesini isterler. Narsist kişilerin her zaman amacı en mükemmele ulaşmak, toplumda parmakla gösterilen nadide insanlardan olmaktır. İşte bu yüzden şanslarını ve tesadüflerini pratik zekaları sayesinde hayata geçirirler. Narsistler kendilerini her zaman büyük bir özveriyle en ufak ayrıntısına kadar mükemmele ulaştırmak için çalışır.  

Dışarıdan bakanlar için ise; narsistler başka insanları görmezler, onların haklarına saygılı olmazlar. Kısaca iş birliği gerektiren işlerden her zaman kaçınırlar. İş birliği yapamazlar, bencildirler. Başarılarının yalnızca kendilerine mal edilmesini isterler. 
Kısacası sana nasıl bakıldığının da senin nasıl baktığının da önemi büyük !...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.