Atatürk Kimdir?

"Türkiye'nin Lideri", "İslam Dünyasının Kahramanı", "Doğunun Kahramanı", "Evrensel Sima","Çağımızın En Büyük Adamı", "Dünyanın En Büyük Devlet Adamlarından Biri", "Dünyanın En Büyük Devlet Kurucularından Biri", "Dünyanın En Büyük Simalarından Biri", "Hürriyet Şampiyonu", "Dünyanın Yetiştirdiği En Büyük Reformcularından Biri"

ATATÜRK KİMDİR?

Bu sorunun yanıtı çok kolay gibi geliyor ilk anda. Kafanızda hemen bir yanıt beliriyor sanırım, O’nun kim olduğuna dair. Eğer Atatürk’ü tanıma şerefine ulaşmış şanslı kişilerden değilseniz veya O’nu anlamak ve tanımak için biraz zahmet göstermediyseniz, kafanızda oluşan yanıt, bu sorunun yanıtı olmaktan çok uzak olacaktır.

Ulu Önder Atatürk Dünya tarihinde hakkında en çok kitap yazılan, konuşulan ve hakkında en çok araştırma yapılan tek liderdir. Atatürk hakkında yazılan kitap sayısı binlerle ifade edilmektedir. Hatta O’nu en iyi anlatan kitapların yabancı yazarlar tarafından yazılmış olduğu düşüncesi çok yaygındır. Bu onun evrensel bir kişilik olduğunun ve ne kadar çok merak edildiğinin bir sonucudur.

Atatürk'ün tüm yaşamı boyunca insanlar arasında hiçbir renk, din, ırk ayrımı gözetmeksizin bir uyum ve iş birliğinin yayılması yolundaki çabalarını dikkate alan UNESCO, doğumunun 100. yılı olan 1981 yılını Atatürk yılı olarak ilan etmiştir. Bu sonuç, O’nun tüm Dünya’da nasıl anlaşıldığının da bir göstergesi olmuştur.

UNESCO’nun BM Eğitim Bilim ve Kültür Örgütü’nün 152 ülkesinin oybirliği ile yapmış olduğu Atatürk tanımlaması;

“Atatürk kimdir? Atatürk uluslararası anlayış, işbirliği, barış yolunda çaba göstermiş üstün kişi, olağanüstü devrimler gerçekleştirmiş bir inkılâpçı, sömürgecilik ve yayılmacılığa karşı savaşan ilk önder, insan haklarına saygılı, dünya barışının öncüsü, bütün yaşamı boyunca insanlar arasında renk, dil, din, ırk ayırımı göstermeyen, eşi olmayan devlet adamı, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu.

Yaşananların ve tartışmaların geneline bakıldığında, Atatürk’ü tartışan ve konuşan tarafların pragmatik bir yaklaşım içerisinde olduklarını görmekteyiz. Yani herkes işlerine gelen Atatürk’ü anlatmaya ve yaşatmaya çalışmakta, ya da tam karşısında yer alıp tarihten öç alırcasına saldırıya geçmektedir.

Burada bütün önyargılardan sıyrılarak, objektif olacağını düşündüğüm O’nu bizzat gören yakından tanıma fırsatı yakalayan yabancı kişilerin gözünden Atatürk’ü sizinle paylaşmak istedim. Bizim göremediğimiz, anlamakta zorlandığımız, bildiğimizi sandığımız Atatürk’ümüzü acaba onlar nasıl görüyor ve tanımlıyor. Bakalım onların gözünden Atatürk kimdir?

Amerikalı Gazeteci, Miss Gladia Baker anlatıyor:

Atatürk'ün mülakatta bulunduğu sayılı yabancı gazetecilerden biri olan Amerikalı Miss Gladia Baker (yıl 1935) O'nu anlatırken;

"İnsanı teslim alıcı gözlerinde Gazi'nin fevkalade önderlik kuvveti vardır. Kalın kaşları sakin durmaz, yüksek entellektüel zirvelere kalkar ve hayrete şayan bir derecede geniş alında derin çizgiler oyacak bir şekilde çatılır. Derisi açık renkli ve güneşten yanmıştır, esmer değildir. Saçı sarımtrak kahve ve kül rengindedir. (O zaman saçları seyrelmiş ve beyazlarla dolmuştu) Ağzının temiz kesilmiş hattı ve çenesi kararlarının kesinliğini gösterir; O tetiktir, cevabı hazırdır. Nazarı dikkati celbedecek kadar zekidir. İstirahatta iken O, sert dudaklı ve trajiktir. Neşeli olduğu zaman bile gözleri çelik parıldamasını muhafaza eder diyor.

Prof. Dr. Clemence Holzemeister anlatıyor;

Atatürk, karşılaştığım en büyük kişilikti;

Hemen belirteyim. Atatürk benim hayatımda karşılaştığım insanların içinde en büyük kişiliğe sahip olanıydı. Düşünüyorum da Adenauer, Irak Kralı Faysal ya da Papa, bütün bu devlet adamları ile karşılaştım, her biri mükemmel birer insandı. Ama Atatürk öyle etkileyici idi ki... Nasıl söylesem, sadece fiziği, duruşu ile etkileyici idi. Çok az konuşurdu, çok az jest yapardı, ama ne yapsa büyük kişiliğinin sonucu etkileyici idi. Tek adam kalkıyor, bir başına, karmakarışık, savaş halinde ya da savaş sonrası ortamının gerçekten çok zorlu şartlarına rağmen yeni, sapasağlam bir Türkiye'yi ortaya çıkarıyor. Bu, Atatürk'ün kişilik özelliğinin bir sonucudur. Arkasında bir takım kişiler, partiler, destekler olmadan Anadolu'yu canlandırdı. Çok laf yerine karar ve eylem... İşte Atatürk'ün karakteri. Anadolu onun sayesinde harekete geçti, gücünü gösterdi. Bütün bunlar Atatürk'ün liderlik vasfı ile sağlandı.

Atatürk'ü resmi toplantılarda hatırlıyorum. Misafirlerini kabuldeki asaleti, vekarı; deyim yerinde ise o bir prens gibi idi. Üzerinde hiçbir madalya, liyakat nişanı ve benzeri cafcaflı şeyler olmadan gri elbisesi içinde sade bir insan olarak... İşte buydu hepimizi etkileyen. Avusturya'dan geldiğimizde bir tantana ile karşılanacağımızı zannetmiştik. Hayır, karşımızda büyük bir kişilik vardı. Bu kişilikti Türkiye'yi Türkiye yapan. Gönül isterdi ki Atatürk'ün çizgisi ve bıraktıkları hiç eksiksiz ve tavizsiz hep sürebilse idi. Bu benim kişisel görüşüm ve dileğim...

Arjantin’li diplomat Blanco Villalta anlatıyor;

Atatürk’ün hayatını derinlemesine inceledim. Onun, yayımlanan tüm portrelerini de bildiğimi sanıyorum. Sakarya kahramanı, ülkenin yaratıcısı, ince yapılı, gülümseyen ama sert bir adam. Buradaki Atatürk, devrimleri gerçekleştiren ve yeni bir ulus yaratan Atatürk’tür. Bakışlarında sonsuzluğu simgeliyor. Dünyadaki bütün güçlüklerin üstesinden gelmiş, düşünen ve de savaş kazanan bir insanın ifadesi var…

… Onu tanıdığın dönemde yarı tanrısal bir zafer tacı ile bezenmiş olmasına rağmen onun gerçekten bir insan olduğunu, her insan gibi acıları, üzüntüleri ve güçlükleri olan bir insan olduğunu görebildim. Ve bence Atatürk’ün büyüklüğü, bir insan yalnızca bir insan olarak bu bu denli büyük bir eser yaratmış olmasındandır. O Türkiye'nin kaderi olduğunu bildiği zafere giden yolda Türklerin her zaman yanında olan onlar gibi bir Türktü.

Fransa'nın Ankara Büyük Elçisi Kont de Chambrun anlatıyor;

İstanbul'dan Devlet merkezine dönen Cumhurreisi Gazi Mustafa Kemal beni 27 Eylül 1928 günü kabul edeceğini bildirdi. O gün bizi Cumhurbaşkanlığının otomobilleri ile Çankaya Köşkü'ne götürdüler. Maiyetimdekileri başka bir odada bırakarak kabul odasına yalnız girdim. Gazi'ye baktım, etrafında yaverleri, sağında Dışişleri Bakanı olduğu halde şık bir elbise ile ayakta durmuş, elini hafifçe yazı masasına dayamıştı. O da bana bakıyordu; bazen mavileşen, bazen gri bir renk alan gözlerinin çelik akisleri vardı. Cumhurreisi bir kağıda bakmadan konuştuğumu görerek parmaklarının arasında tuttuğu kağıdı nezaketen bir kenara koydu. Pek zarif bir lisanla bana Türkçe cevap verdi. Uzaklara daldığı zaman insanlara ait şeylerin üstünden geçiyormuş hissini veren bakışı, muhatabının üzerinde durunca garip bir tatlılık alıyordu. Sarı saçlarla çevrelenen sebatkar bir alın, yanaklarının çıkık kemikleriyle asabiyeti belirten çehresine azimli bir ifade veriyordu. İnce, kavisli, iradeli üst dudağı hemen hiç görünmeyen alt dudağını örtüyordu. Yalnız burun delikleri titriyordu. Çöllerin ateşinden, şarkın karlarından yılmadan sert döşeklerde yatan bir asker gibi adaleli ve kuvvetli idi, omuzları, bütün mesuliyetleri taşıyabilecek kadar genişti. Bu adam; zaferi tevazu ile tutabilecek kudrette idi. Siması bu suretle hafızamda yer ederken Mustafa Kemal sustu. Nutkun metnini Dışişleri Bakanına verdi, Bakan Fransızca tercümesini okudu.

Atatürk ile röportaj yapan Amerikalı Gazeteci Clarence Streit anlatıyor;

Beni Türk konukseverliğiyle karşıladı. Benimle 2 saat boyunca rahatça Fransızca konuştu. Yakışıklı ve güzel görünümlü bir adam. Çok düzgün giyimli, düzgün konuşuyordu. 40 yaşındaydı ama daha genç gösteriyordu. Geniş alnı, ağız ve çene yapısıyla bir savaşçının hatlarına sahipti ama onu gözlüklü ve kalpaksız gördüğünüzde bir profesör izlenimi veriyordu. Gözlerinde düşlerini gerçekleştiren bir idealist ifadesi vardı. Bende güçlü bir karakter izlenimi yarattı. Yaşam biçimi ve liderliğinde gösterişten, kendini beğenmişlikten eser yoktu. Makam arabası ve konutunu koruyan korumalardan başka, diğer devlet başkanlarının sahip oldukları onda yoktu. Röportajdan sonra çok inandığı ülkesini tanıdım."5 Bu görüşme 3 Mart 1921 tarihinde yapılmıştı.

Amerika Büyük Elçisi General Sherril anlatıyor;

-"Kemal'in bende bıraktığı ilk intiba kaydolunmaya değer. Arkasını ışıktan yana verdiği için sadece ahenkli endamının farkına vardım. Daha sonra müsait zamanda yaptığım gibi çehresini teferruatiyle inceleyemedim. Bununla beraber bir bakışta anladım ki gayet gür, çok geniş kaşlı, zeka ile ışıldayan bir yüz üzerine açılmış keskin ve açık renk gözlü bir adam, sağlam yapılı olan bütün tabii varlığıyla önümüzde durmaktadır. Bize bahşettiği kısa mülakat sırasında, sanki her an tetikte duran dinçliğine ve omuzlarının kudretine dikkat edebildim. Şahsında kuvvet ve maharetin bu imtizacı, O'nu Amerikalı bir futbol mütehassısına, muhacim hattından ziyade müdafaa hattında oynamak için seçtirirdi. Şu ciheti derhal belirtmeliyim: Sebebi başkanlık ettiği törenin resmi hüviyetine izafe edilebilecek bir çekingenliğe rağmen rengi kah mavi, kah sincabi olarak eşsiz bir şekilde değişen hareketli gözlerinin cazip ifadesiyle beni hayrette bıraktı.

Alman Generali Liman Von Sanders anlatıyor;

-"Sevimli, sempatik, mütavazi duruşlu, fakat kararlarında aşırı derecede ısrarlı, dileklerinde sarsılmaz surette sebatlı, görüşlerini açıklamada tereddüde yer bırakmayacak derecede açık.

Atatürk'ü tanımlarken yabancılar O'nun için yetmiş üç sıfat kullanmışlardır. Bu sıfatlardan bazıları; "Türkiye'nin Lideri", "İslam Dünyasının Kahramanı", "Doğunun Kahramanı", "Evrensel Sima","Çağımızın En Büyük Adamı","Dünyanın En Büyük Devlet Adamlarından Biri", "Dünyanın En Büyük Devlet Kurucularından Biri", "Dünyanın En Büyük Simalarından Biri", "Hürriyet Şampiyonu", "Dünyanın Yetiştirdiği En Büyük Reformcularından Biri"dir.

Atatürk kimdir? sorunun yanıtı her zaman; geçmişte, şu anda ve hatta gelecekte her kesim için farklı anlamlar taşıyacaktır.

Ünlü yazar Falih Rıfkı Atay Atatürk’ü anlattığı Çankaya adlı eserinin son satırlarında bu durumu şöyle dile getiriyor;

"Bir fıkrasından, bir hikâyesinden, bir yazı veya nutkundan hemen anladığımızı sandığımız Gazi, aradıkça yeni bir sır verir. Yaklaşılan bir dağ gibi büyür. Asıl onu elimizle tuttuğumuz zamandır ki artık tamamını hiç göremeyiz."

Atatürk dev bir anıt ağaca benzer. O öyle bir ağaca benzer ki; onun ürünleri ve meyveleri o kadar ihtişamlıdır ki kıskanmamak ve imrenmemek elde değildir. Atatürk ile ilgili tartışmaların içeriği, ‘’meyve veren ağacı taşlarlar’’ sözünde anlamını bulmaktadır.

Atatürk, kökleriyle bir asır öncesinden beslenen, dalları ile geleceğin çağdaş düşüncelerini, gökyüzündeki bulutlara taşıyan bir ağaca benzer. Gövdesi o kadar sağlam ve güçlüdür ki; onu yıkmak, budamak, zarar vermek mümkün değildir.

Zaman içinde değeri anlaşıldıkça artan, dev bir fikrin ta kendisidir O. Biliriz ki; fikirler hiçbir zaman ölmez.

Kanımca Atatürk budur…

Sevgi ile kalın..

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.