Ana Dilimiz, Türkçemiz

Her ülke için çok büyük önem taşımasın karşın, sadece genel kültür düzeyi yüksek ülkelerin fark edebildiği konudur; anadil… Ülkemizde önderimiz Mustafa Kemal Atatürk döneminde fark edilip; konuya daha sonra gerekli önemini vermiştir. Bu konu üzerinde genel bir değerlendirme yapmak, sorumluluk sahibi olan Türk vatandaşlarının, en önemli görevlerinden biri…

1924 Anayasamızın 3. maddesi ‘Türkiye Devleti, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütündür. Dili Türkçedir. Milli Marşı ‘İstiklal Marşı’ dır. Başkenti Ankara’dır’ şeklinde geçerlilik kazanmış ve 4. maddede zaten ilk 3 maddenin değiştirilemeyeceğini belirtilmiştir. Bayrak, vatan, dil ve marş bir ülkeyi bir araya getiren ve tutkal etkisi ile ülkedeki tüm farklı renkleri bir araya getiren unsurdur. Bu nedenle Türk Dilimiz ile ilgili kısa bir bilgi turu yapacağız…

Türk dilimizin tarihine bakacak olursak 1924 yılı Anayasasında ‘dili Türkçedir’ diye geçerken, 1961 Anayasasında ‘resmi dili Türkçedir’ diye geçer. (www.tbb.org.tr) Dilin en önemli unsur olduğunu bilen ATATÜRK, kendi dilimizle eğitime geçince, ‘bir gecede okuma yazmayı unuttular’ denilmişti. Ülkeyi parçalamada kullanılacak 2 unsurun birinin dil, diğerinin din olduğunu, emperyalistler çok iyi bilir!

Her ülkede farklı lisanlarda konuşan, farklı milliyetlerden insanlar yaşar. Ülkemizde 42 etnik köken, ABD’de 262 etnik köken olmasına karşın, ABD’nin tüm eyaletlerinde anadil sabit değil mi? Bunun önemini fark eden önderimiz, önce Türk Dil Kurumu’nun ve Türk Tarih Kurumu’nun kurulmasını sağlamış, hatta bu kurumların araştırması ve kendilerini geliştirmesi için, İş Bankası’ndaki hissesini CHP’ye bırakıp; bankanın kontrolünü onlara verip, kȃrın Türk Dil Kurumu ile Türk Tarih Kurumu’na verilmesini istemişti ki; ilerleyen süreçte bu noktalara gerekli gelir sağlansın, gerekli çalışmalar da yapılabilsin! Bunları basından da biliyoruz…

Türkiye haricinde, Türki Cumhuriyetleri olarak Azerbaycan, Kazakistan, Türkmenistan, Özbekistan, Kırgızistan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türk toplulukları olarak (çoğu Rusya’nın içinde) olarak Özerk Altay Cumhuriyeti, Başkurtistan, Balkayra (Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi'nde), Çuvaşistan Cumhuriyeti (Rusya’nın ortasında), Dağıstan Cumhuriyeti, Gagavuzya, Doğu Türkistan, Hakasya, Karaçay-Çerkez Cumhuriyeti, Tataristan, Tuva, Yakutistan ve Kırım bölgesi, Çin’de Sincan-Uygur bölgesi, Şunhua Salar bölgesi… Kosova, Bosno Hersek, Karadağ gibi yerlerde de Almanya’da olduğumuz gibi, oldukça kalabalık kitleler var; Türkçe konuşan…

Osmanlı Döneminde Yavuz Sultan Selim döneminde halifeliğin bize geçmesinden sonra, okuma yazma Arapçaya dönmeye başladı. Bir yandan Farsça, Arapça konuşulurken, halk arasında Türkçe ve bu 3 dilin birleştirilmesiyle Osmanlıca oluşmuştu.  Osmanlı’nın kullandığı Divan Edebiyatın’da:
 

İlm kesbiyle pâye-i rif’at
Arzû-yı muhâl imiş ancak
Aşk imiş her ne var âlemde
İlm bir kıyl ü kâl imiş ancak (Fuzûlî)

olarak geçen şiirimi daha iyi anlıyoruz; yoksa 12.-13. yüzyılda Dede Korkut (Korkut Ata) Hikayelerinden:
"Oğul, oğul, ay oğul!

Mürüvetim oğul!

Karşı yatan Karadağ'ımın yükseği oğul!

Karanlıklı gözlerimin aydını oğul!

Kuru kuru çaylara su akıttım

Kara elbiseli dervişlere adak verdim

Umanına bekleyenine yemek yedirdim

Aç görsem doyurdum, çıplak görsem donattım

Dilek ile bir oğulu zor buldum." 

olarak geçen şiiri mi daha iyi anlıyoruz?

Diğer tarafta XV. yy yaşayan Piri Reis’in yaptığı seferleri çoğumuz bilmeyiz. Karayipler Adasına çıktığı zaman, Kolomb’un haritasını kullanarak ABD kıtasını, ilk kez Karayipleri ve birçok yeri çizen (www.denizbulten.com/yazar-piri-reis-in-haritasindaki-gizem) kişi olduğunu düşündüğümüz zaman, ne kadar geniş bir alana da yayıldığımızı, birçok şeyin farkında bile olmadığımızı, dilimizin ne kadar geniş bir sahaya yayıldığını daha da iyi görebiliriz…

Dilin önemini Selçuklu Döneminde fark eden Karamanoğlu Beyliğinden Mehmet Bey, 13 Mayıs 1277'de Türkçe'yi resmi dil ilan etmişti ki; bu tarihte hȃlȃ Türk Dil Bayramı olarak kutlamaya devam ediyoruz. Orhun Abidelerindeki Göktürk yazıtlarının Türkçe olduğunu hepimiz biliyoruz. Zaten GÖKTÜRK derken de Türk olarak geçmiyor mu?

M.Ö. 14. yüzyılda Çin kaynaklarında geçen ‘Tik' ve ‘Tikler'in Türkleri işaret ettiği biliniyor. Türk ismi yazılı olarak ilk kez M.Ö. 1328 yılında Çin kaynaklarında ‘Tu-kue' olarak geçiyor. Roma kaynaklarında ise M.S. 1. yüzyılda Türklerden bahsediliyor. (www.sozcu.com.tr/2015/yasam/turk) Türklerin 1071’de Anadolu’ya girişi, çıkmadan kaldığı süreci gösteriyor aslında… Anadolu’ya 1071’den çok daha önce birçok seferlerin yapıldığını hatta Türklerin 26 Ağustos’ta girişinde annelerin, gelen Türkleri o sıcakta sularla karşılaması ve ismin ANADOLU olarak gelişinin o döneme dayandığını da okumuştum. O dönemlerde, Türkleri, yine o topraklardaki Türkler karşılamış. O dönemde de Türkçemiz var…

İslamdan önce Yaratılış Destanı, Alp Er Tunga Destanı, Şu Destanı, Oğuz Destanı, Bozkurt Destanı, Ergenekon Destanı,  İslamdan sonra, İslami Türk Destanları olarak da, Manas Destanı, Battal Gazi Destanı, . Danişmend Gazi Destanı, Köroğlu Destanı, Dede Korkut Destanı gibi birçok Türkçe yazıtlar da mevcut… Sarıkız, Ferhat ile Şirin, Balıklı Göl, Ağlayan Kaya, Yedi Uyurlar gibi birçok Türkçe destan da vardır. (http://cdn.hitit.edu.tr/sbe/files/72203_1701120938807.pdf)

Biraz daha geri gidelim… Hun İmparatorluğu döneminde, Karadeniz’in kuzeyinden doğru Avrupa’ya geçtiğimizi, çok geniş bir alana yayıldığımızı, Roma İmparatorluğu ile Atilla döneminde yapılan savaşla Doğu-Batı Roma olarak ikiye bölünmesi ve kavimler göçünün başlamasından sonra ilk çağın bittiğini biliyoruz. İster batıya, ister doğuya gidelim, Ant Dağları, Altay Dağları gibi Türkçe isimler aldığını, İtalya Manzori Dağları eteğinde La Turchia adıyla tanınan Moena Köyü sakinlerinin Türkçe bilmemelerine karşın, kendilerini Türk olarak tanıttıklarını basından biliyoruz. (www.hurriyet.com.tr/seyahat)

Ural-Altay Dillerinden gelen Türkçemizin, eklemeli dil olarak Altay Dillerine girdiği bilinen bir konu. Peki Altay Dillerinden gelen Türkçemiz nereye dayanıyor. Sümer Tanrıçası olarak geçen Sümerolog Muazzez İlmiye ÇIĞ’ın kitabında da Sümerlerin birçok kelimesinin, gelenelerinin bizimle ortak olduğunu belirtmişti. Uygur Türkleri ile de ortak dilimiz olduğu bilinen bir gerçek. O zaman M.Ö. 4000 yılına dayandık.  Biraz daha geri gidelim…

İngiliz askeri James Churchward görevli olarak Hindistan’a gidince 1930’larda Mu Adası ile ilgili konuyu öğreniyor ve diğer tabletlerin Meksika Naacal Tabletleri olduğunu… Yapılan çalışmayı ATATÜRK fark ediyor ve kendisinden raporlar istiyor… Birçok kelimenin Türkçe ile benzerlik gösterdiğini fark edip; Mu Adası’nın (Asya ile Amerika kıtası arasında, Avustralya’nın 3 katı) MÖ 70.000-12.000 yılları arasında olduğunu, Mu Adası’nın merkez olması şartıyla 12 tane koloni devlet olduğu, bunların bazılarının Hindistan-Çin arasında, bazılarının Meksika tarafında olduğunu tabletlerden bilgilere ulaşıldığını gelen raporlardan öğreniyor. Bu yazıtlar incelenince Türkçeye benzer birçok kelime ortaya çıkıyor ve Tahsin Mayatepek’i Meksika’ya diplomat olarak atıyor. MAYATEPEK’in birçok raporları hȃlȃ kayıptır.  Mu Adası yok olunca 3 kola ayrılırlar Sümerler, Uygurlar, Akadlar… Sümerler için Sümerolog ÇIĞ’ın söyledikleri, Uyguların Türk olması da zaten Atatürk’ün haklı olduğunu göstermiyor mu? Mu Adasının batışı MÖ 12.000 dayandığına göre, en az M.Ö. 12.000 yani 14.000 yıllık bir tarih çıkıyor ortaya!

Tarihi geriye doğru sardım ki; dilimizin ne kadar köklü olduğunu fark edelim… Peki bu kadar köklü tarihi ne kadar koruyoruz? Tarihimizi ATATÜRK dönemine kadar, sadece Osmanlı olarak bilen milletmiz, tarihinin Mu dönemine kadar gittiğini ATATÜRK döneminde öğrendi ama ülkenin çimentosu olan 4 unsurdan birisi olan dilimize ATATÜRK’ün ölümünden sonra sahip çıkamadık! Bugün sürekli dilimize yabancı kelimelerin girmesi, çevremizde anlamı olmayan ve/ya kısaltmak için farklı söylenen ve zamanla alışılan bu kelimelerle, Türkçemiz bozuluyor. Cumhuriyetten önce Arapça, Farsça kelimelerin girişi,  Cumhuriyetten sonra batı dillerinden giren kelimelerle, kendi kelimelerimizi bir tarafa bırakarak onlara alışmamızda en büyük etken; Türk Dil Kurumu!

Şöyle açıklayabiliriz… Cumhuriyet döneminde Türkçemize girmiş olan kelimelerin yerine Türkçe karşılıklar verildi ki; daha önce muvaffakiyet derken; bugün başarı, dün ilanihaye derken; ilelebet gibi kelimeleri kullanıyoruz. Teknoloji konusunda verilen kelimeler ise, gecikmelerden dolayı olumsuz gelişmelere neden oluyor ve yabancı kelimeleri nasıl okunuyorsak öyle yazıyoruz. Taksi (binek araç), faks (belgegeçer), ekstra (ek olarak), motivasyon (güdüleme), oryantiring (yönbul), navigasyon (yolbul), printer (yazıcı), scanner (tarayıcı), laptop (dizüstü bilgisayar), monitör (göstergeç), selfi (öz çekim), oriyantasyon (ilk eğitim), ombudsman (kamu denetçiliği), aperitif (ön içki), akreditif (güven mektubu), kamera (alıcı) gibi birçok örnek verilebilir. Burada en büyük sorun, TDK’nun ülkede bir kelimenin kullanıldığını fark ettikten sonra, 2 yıl kullanılırsa, bu kelimeye bir karşılık bir Türkçe kelime vermesi. Sözlük hazırlayıp, bu çalışmayı Türk Dil Kurumu Bilim Kurulu üyesi ve yayın yönetmeni Mehmet ÖLMEZ ile Yıldız Teknik Üniversite’sinde yaptığım görüşmede öğrendim. Artık o kelime sürekli kullanıldığı için ağız alışkanlığı oluyor ve değiştirilmesi de seneler alıyor; hatta taksi, kamera, motivasyon gibi kelimelere alışkanlık haline geliyor.

Kelimelerin bozulmasındaki bir diğer neden televizyon reklamları ve konuşmacıların kelimeleri… Örneğin IMF, HSBC, KFC, BM gibi kelimeleri sürekli İngilizce okuyorlar. Bence reklamlardan bu şekilde okuma kalkmalı. Bankanın adı HSBC Türkçe okunmalı! Kendi ülkelerinde asla böyle birşeyi kabul etmezler!

Diğer bir neden ise, hem gençlerde, hem de tv reklamlarında, dizilerde verilen eksik veya kesik kelimeler… Örneğin gelcem, yapcam, tiğ oldum, bi tıkla gibi…  

Başka bir neden ise, iş yerlerine ait tabelalarda yazılı olan yabancı isimler… Kuaför artık Türkçemize girdi ama turistik olmayan bir yerde hair dresser yazması doğru mu? Toys store yazınca birçok Türk vatandaşı bilmiyor, bilmek zorunda da değil. Oyuncak dükkanı yazılması gerekmez mi? Bazı resmi dairelerin üzerinde (özellikle doğuda Kürtçe) Türkçe haricinde farklı dillerde olan yazılar var. Yol tariflerinde, levhalarda tabi ki olabilir ama resmi dairenin girişi sadece Türkçe olmalı. Bununla ilgili bir düzenleme geçen sene başlamıştı ama süreklilik sağlanmalı…    

Diğeri ise genel olarak yapılan imlȃ hataları... Örneğin acenta yanlış; acente, ahşı yanlış; aşçı, antreman yanlış; antrenman, aparetif değil; aperitif, yalnız değil; yalnız gibi genel olarak hatalar da yapabiliyoruz…

Bizim 3 talebimiz olmalı!

1)Ülkemize bir kelime girdiği fark edildiği zaman, 2 sene beklenilmemeli, hemen o kelimeye karşılık gelen bir kelime verilmeli ki; dilimiz yabancı kelimeye alışmasın

2)Reklamlar ve tv konuşmalarında IMF, KFC gibi kelimeler Türkçe okunmalı

3)Mağaza isimlerindeki tabelalar Türkçe olmalı

Yabancıların kendi dillerine ne kadar önem verdiklerini yaşadığım 2 örnekle anlatacağım. Carrefour Genel Müdürlük’de çalıştığım yıllarda direktörümüz Fransız, eşi Türk idi. Konuşmalarımızı çok iyi anlardı ama toplantılar her zaman Fransızca olurdu, İngilizce olsa 13 personelin tamamı anlayacaktı ama O Fransızca yapardı, 10 kişi anlar, diğer 3 kişi bir şey anlamadan toplantıya girer, arada bir yanındakine sorardı. ‘Burası Fransız şirket siz öğreneceksiniz’ derdi.

Diğeri ise, Kapadokya’da otel müdürlüğüm dönemimde çalıştığım 2 otelde bulunan otel sahipleri, Fransız ile evliydi. İkisinin beraber konuşuken, Türkçe konuştuklarını duymadım. Oysa gelen müşteri ile Türkçe rahat konuşurlardı, oysa bizlerle Fransızca konuşuluyordu… Bunu Almanlar, İngilizler de yapar. Biz ise aramızda yabancı kelimeler kullanarak, iyi bir şey yaptığımızı sanırız. Naber, mersi, bilgileri save ettim gibi…

Keşiflerin başlamasıyla, sömürü ülkelerinin gittikleri yerde, kendi dillerinin o ülkede konuşulduğunu biliyoruz. Libya’ya, Karayip Adaları’na, Suriye’ye gidelim Fransızca konuşulurken, Mısır’a, Kanada’ya, Avustralya’ya, Hindistan’a gidelim İngilizce, Kanada haricinde Amerika’dan başlar ve hemen hemen her ülkeyi kapsayan Meksika, Kolombiya gibi 20’den fazla Amerika kıtası ülkesine, Fas’a gidelim İspanyolca konuşulur. Dünya genelinde İspanyolca birinci, İngilizce ikincidir ama İngiltere masa başı konusunda çok başarılı olan ülke olarak gittiği her ülkede, İngilizceyi öğretmiştir. Oysa Türkler olarak Batıya da, Doğuya da yayılmış ve Türki Cumhuriyetleri kurmuş millet olmasına karşın, bu konuda hiç başarılı olamadık; zaten diğerleri gibi asla zorlamadık! Türki Cumhuriyetlerinin öncüsü olan Türkiye olarak, Türk Dili için öncülük yapmak, dilimizin korunmasını sağlamak Türkiye’nin görevi olmalı! Ülkemizde de bunu, birçok konuda olduğu gibi, öncü olarak bizler hayata geçirebiliriz… Bununla ilgili yurt içinde ve dışında bulunan dernekler de var. Örneğin yurt dışında olan ve benim konu ile ilgili yazı gönderdiğim Türkçenin Diriliş Hareketi ve görüştüğüm Türk Dil Derneği ile konuyu paylaşarak da güçlenebiliriz.

  

Umarım en kısa sürede, duyarlı arkadaşlarımıza beraber, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile ilgili görüşme yapıp, oradan Türk Dil Kurumu’na ve Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Kurumu’na geçersek çok önemli bir çalışmaya imza atmış oluruz. Güzel çalışmalar yapıp, milletimize bir nebze de olsa destek olmak temennisiyle...

Sevgiler,

Ebru ÖZTÜRK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.