15 TEMMUZ

Bugün Mustafa Kemal ATATÜRK’ün öncülüğünde, silah arkadaşları ve milletiyle
beraber kurduğu Cumhuriyetimize, dahili ve harici bedhahların saldırdığı ve alınlarına
şamarı yediği günün yıl dönümüdür. Kutlu olsun!

Büyüklerin, Ataların sözleri, zor günlerde anımsanır. İşte böyle bir günde, böyle bir
olayda, yine büyük önderimizin 100 yıl önce görüp; Cumhuriyet’in yılmaz bekçilerine
seslenişi aklıma geliyor. Atatürk gençliğe sesleniyor ve Gençliğe Hitabesi’nde şöyle
diyor:

‘‘İstikbalde dahi seni bu hazineden mahrum etmek isteyecek dâhilî ve haricî
bedhahların olacaktır. Bir gün, istiklal ve cumhuriyeti müdafaa mecburiyetine
düşersen, vazifeye atılmak için içinde bulunacağın vaziyetin imkân ve şeraitini
düşünmeyeceksin. Bu imkân ve şerait, çok namüsait bir mahiyette tezahür edebilir.
İstiklal ve cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş
bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt
edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her
köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir. Bütün bu şeraitten daha elim ve daha vahim olmak
üzere, memleketin dâhilinde iktidara sahip olanlar, gaflet ve dalalet ve hatta hıyanet
içinde bulunabilirler.’’

İşte o dönemin gençliği, Atatürk çocukları Ata’mıza sesleniyorlar ve hep bir ağızdan
and içip diyorlar ki:

‘‘En kıymetli emanetin olan Türk istiklal ve Cumhuriyeti, mevcudiyetimizin esası olarak,
eğilmez başların, bükülmez kolların, yenilmez Türk evlatlarının elinde ilelebet yaşayacak ve
nesilden nesile devredilecek. Bu mukaddes emanete yönelen dahili ve harici bütün
tecavüzler, iman dolu göğsümüze çarparak parcalanacaktır! İstiklal ve Cumhuriyetimize
kastedecek düşmanlar en modern silahlarla mücehhez olarak, en kuvvetli ordularla üzerimize
saldırsalar dahi, milli şuurumuzu ve yenilmez Türk gücünün zerresini bile sarsamayacaklardır.
Çünkü; İstiklal ve Cumhuriyetimize kastedenler, karşılarında beş bin yıllık şerefli Türk tarihinin
yılmaz evlatlarını, cumhuriyeti ve inkılaplarının feyizli ve imanlı gençlerini bulacaklardır.’’

İşte o gün bu andı içenlerin, yani Atatürk’ün çocuklarıyız, biz! Başkaları gibi Fetö’nün, Apo’nun,
Emperalistlerin çocukları değil! Onlar gibi namert olarak arkadan vuran değil, karşısına geçip
mert olarak vuran; dağda Mehmet’imi sırtından vuran gibi değil, Mehmet’imin arkası dönük
olan eller yukarı deyip; vurmadığı gibi... Diğer ülkelerde olduğu gibi paralı askerliklerle değil,
askerliği görev olarak bilip, vakti gelince askere gidenler gibi... Çünkü o genç er’dir. Er; güç,
efe, yiğit demektir. Erbaş, erat, erkek, işinin eri, sözünün eri buradan gelir! O
emperyalistler er kelimesini hak etmezler ancak erkek kelimesinin kek kısmını hak
eden ödleklerden başkası olamazlar! Kardak krizinde, biz bayanların da adını askerlik
şubesine yazdırdığımız gibi... Kurtuluş Savaşı döneminde uçaklarla mühimmat taşıyan
emperyalistin karşısında, kağnı ile mühimmat taşıyan Elif’in; öküzü ölünce kendisini onun
yerine koştuğu gibi... Bu özellik anlatımla olmaz; içten gelerek olur! Bu içtenlik para ile elde
edilmez; milletin kanından gelir. 5000 yıllık şerefli Türk tarihinin döneminde hep böyle oldu.
200 yıllık, 300 yıllık tarihi olan, dünyanın her tarafından toplanarak oluşmuş halklar toplulukları,
bize bilgi vermeye kalkışıyorlar. Çok tuhaf!!! 256 ayrı etnik gruptan oluşan ABD, 42 etnik
gruptan oluşan Türkiye’yi ayırmaya çalışıyor!!!

Tarih dersleri okullarda sadece inkılap tarihi dönemi ile sabitlense de, okuyan, Atatürk çocuğu
olan herkes, her şeyin farkında... Gittiği ülkelerin her birinde dilinde, dininde serbest bırakan
Türklerin karşısında, gittiği yerlerde kendi dilini konuşturan, ülkeyi sömüren, biribirne düşüreüp
silah satan, o ülkedeki halkı köle olarak çalıştırıp, 2. sınıf vatandaş yapanları biliyoruz. Biz
tarihte kimseyi, köle olarak çalıştırmadık. 60 sene öncesine kadar İrlandalı, İskoçyalı, İngiliz
değil diye kamuya alınmadı... Almanya’da 50 sene öncesine kadar aynısı uyguladı... Rengi
siyah diye zencileri, kızılderililyi biz öldürmedik. Dini farklı diye İspanya’dan kaçan musevilere
Kanuni Sultan Süleyman, Alman nazilerinden kaçan musevilere ise Mustafa Kemal Atatürk
sahip çıktı! Yunan komutanı yakalanınca bile, ‘üzülmeyin generalim, siz görevinizi yaptınız.
Napolyon da savaş kaybedip tutsak olmuştu. Burada kendinizi tutsak saymayınız. Artık
konuğumuzsunuz’ diyen komutandır; Atatürk!

Dahili olarak farklı düşünceler, farklı folklör, farklı gelenekler olsa da, harici güçlere karşı tek
yürek ve tek bilek olabilen Türk kanı taşıyan herkes Atatürk’ün dediği gibi muhtaç olduğumuz
kudreti asil kanımızda alarak, Türk gençliğinin dediği gibi, beş bin yıllık şerefli Türk tarihinin
yılmaz evlatlarını, cumhuriyeti ve inkılaplarının feyizli ve imanlı gençlerini bulacaklardır. Ne
mutlu Türk’üm diyene!

Ebru ÖZTÜRK

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.